KANSERLE HAYATTA KALMA GÜNÜ

KP
güçlü kalmak…

32 yaşındayken tesadüf eseri tek başıma gittiğim bir görüntüleme merkezinde kanser olduğumu öğrendim. Hiç bilmediğim konular olduğu için sadece şaşkındım ve arabama binip 3 yaşındaki kızımı almaya anneme gittim. Anneme, galiba ben kansermişim dedim. Beni nelerin beklediğinden hiç haberim olmadığı için oldukça soğukkanlı ve şaşkındım. Bunu takip eden 3 günde üç genel cerraha gittim ve 4. gün ameliyata alındım. Ameliyattan çıktığımda bir göğsümü kaybettiğim, kol altı lenflerim alındığı için sağ kolumu kullanamadığım ve kemoterapi görmem gerektiği gerçeğiyle karşılaştığımda ilk travmayı yaşadım diyebilirim. Nasıl güçlü kalınabilir sorusuna tam olarak cevap veremem çünkü bunun bir formülü yok.
 
Gerçek karakteriniz travmayla ortaya çıkıyor, o zaman görebiliyorsunuz kendinizi. Belki de daha önce yaşadıklarımdan gelen bir olgunluk beni dik tuttu ama en önemli destek, eşimden geldi, her daim yanımdaydı. Bir de henüz 3 yaşında olan bir kızım vardı ve ne olursa olsun onunla ilgilenmeye devam etmeliydim, sanırım bu da beni dik tuttu.
 
öğrendiklerim…

Ofisimi açalı henüz 2 sene olmuştu ve kanser olmuştum. En yoğun çalışmam gereken dönemde çok ağır bir tedavi sürecine girdim, çoğu arkadaşım ofisi kapatmam gerektiğini söyledi ama eşim kesinlikle kapatmam taraftarı değildi ve haberi aldığımız gün ofise gidip ofiste çalışan genç mimar arkadaşlarla konuştu, ofis kapanmayacaktı. Ameliyat, kemoterapiler arasında iyi olduğum her fırsatta ofiste işimin başındaydım. Radyoterapilere her gün ofisten öğle yemeğine çıkar gibi gidip geliyordum.

İlk kemoterapimden 10 gün sonra bir firma ile görüşmeye gidecektim ama randevudan önceki gün saçım dökülmeye başlayınca görüşme sabahı kuaföre gidip kafamı tam olarak kazıttım ve aldığım peruğu takıp doğrudan görüşmeye gittim. Kanser olduğumu öğrenmeden önce ilk büyük işimi almış ve şantiyesini başlatmıştım.
 
Kemoterapi sonrası maske ile şantiyeye kontrole gittiğimde müşterimden bile azar işittim, o halde gittiğim için. Şantiyeye çok az gidebilmeme rağmen ofisteki ekip arkadaşlarım sayesinde işi zamanında teslim edebildik. 3 haftada bir kemoterapi alıyordum, kemoterapi seansından sonraki hafta ölü gibi evde yatıyordum, kendime gelince bir sonraki seansa kadar 2 hafta ofise gidebiliyordum. Bu şekilde aylar geçti.
 
Bir kadın mimar olarak oldukça zor günlerdi çünkü bir taraftan ofisim, bir taraftan kızım ve bir taraftan da kanser... Ne yazık ki, kanser ofise ve kızıma göstermem gereken ilgiden çalıyordu. Ben şanslıydım, hastalığım çok geç fark edilmemişti. Bütün tedavilerim bittikten sonra Amerika’ya gittim, Harvard ve Cornell’den iki farklı doktordan randevu almıştım, kontrolden sonra her ikisi de Türkiye’de tedavimin çok iyi yapıldığını söyledi. Daha sonra yıllar içinde rekonstrüksiyon ameliyatları oldum, 5 sene boyunca ilaç tedavisine devam ettim.
 
Bu zor yolculuk bana asıl olanın gerçekten yolculuk olduğunu öğretti, varmak değil. Herkesin bir hayat yolculuğu var. Herkes birtakım zorluklar yaşıyor. Yapmamız gerekenleri bu zorluklarla beraber yapmaya devam etmeliyiz. Hayat bu, kimi zaman iyi kimi zaman kötü, hepsi beraber yaşanabilir. Ben bu yolculuğu eşimle beraber yaptım, hala da yapıyorum. 

Hepimiz bazı konularda şanslı, bazı konularda şanssızız, bunu dengeli bir şekilde yaşayabilmek önemli. Çalışmak ve üretmek en iyi ilaç, en iyi unutturan şey, kendinizi dinlemek en büyük zehir. Yunus Emre’nin deyişi çok doğru, “Kader gayrete aşıktır”. Ben de ne olursa olsun gayret etmeyi öğrendim.

yaşama tutunmak…

Yaşama sevincini kaybetmek çok normal bir duygu. Kimse yoktur ki bu duyguyu hiç hissetmemiş olsun. Hastalık olmasa da herkes birtakım sorunlar yaşıyor, önemli ya da önemsiz diyemeyiz çünkü herkes yaşadığını bilir. Önemli olan hissettiğimiz negatif duygudan çıkmak için uğraş vermemiz, vermemiz gerektiğiniz bilmemiz. Hayata tutunmak için bahanelerimiz olmalı, mecbur olmalıyız, depresyona girme lüksümüz olmadığını bize düşündürtecek sorumluluklarımız olmalı. Öyle çok bahane olabilir ki… Mesela ailemiz, dostlarımız, işimiz, sosyal sorumluluğumuz, doğa ve hayvan sevgisi... Eğer bu sevgilerden birkaçı bile varsa içinizde, kendinizi ona karşı sorumlu hissedeceksiniz, o zaman kendi derdinizi dinlemeyeceksiniz, ona saplanıp kalmayacaksınız. Dünyanın sadece sizin etrafınızda dönmediğini düşünmelisiniz, kısacası kafayı kendinize takmamalısınız, anların keyfini çıkarmalısınız, sizden çok daha kötü durumda olanları görmelisiniz. Eğer hiçbir şekilde kendiniz çözemiyorsanız profesyonel destek almalısınız, öncelikle çözmek ve hayata katılmayı istemeniz gerekiyor.