Johannesburg Women's Shelter | Mia ZINNI

KP
 
Johannesburg Kadın Sığınma Evi…
 
Hillbrow, Johannesburg’da yardıma ihtiyacı olan kadınlar için geliştirilen Johannesburg Kadın Sığınma Evi projesi, güvenli bir sığınak imkanı sunuyor. Mimari, kadınların kendilerini bir mahkum gibi hissetmeden, güvenle konaklamalarını sağlıyor. Proje, iyileşmeleri ve toparlanmaları için sakin, huzurlu bölgelerin yanı sıra sosyal aktiviteleri teşvik eden aktif ortak alanlar da sunuyor.

Tesis sakinlerinin güvenliğini sağlamak üzere huzurlu bir ortam yaratmanın yanı sıra yapı, kullanılan malzemelerle ve gizli pencere düzeniyle gizlilik sağlıyor. Konut yoğunluğuna sahip hareketli bir mahalle olan Hillbrow'un kalbinde yer alan yapı, topluma hizmet etmek için ideal bir konumda. Etraftaki pazar alanları ve Hillbrow sahası çevresindeki esnaf merkezi, projenin güvenliğini ve kamuflaj sistemini destekliyor. Pazar, aynı zamanda barınakta yaşayan kadınlar için çalışma imkanı sunuyor. İç tesisler, mağazalar ve esnaf tarafından örtülerek mevcut şehir dokusuyla birleşiyor.
 
Johannesburg Women’s Shelter…
 
To provide for the affected female population of Hillbrow, Johannesburg the architecture mediates through gradients of safety to sanctuary; from refuge to retreat. The architecture strives to allow for women to feel secure without becoming prisoners of the space, creating introspective regions for individual healing and active areas to foster communal activity.

In order to secure the facility along with creating an environment that feels safe for the survivors, the architecture implements methods of camouflage, through materiality and hidden fenestration. Siting the facility in the heart of Hillbrow, a bustling neighborhood with a high density of housing, the project is in an ideal location to serve the community. The surrounding market and network of vendors around the Hillbrow site have the potential to act as its own grassroots security and camouflage system. The market also provides the women residing in the shelter with outlets for work. The stores and vendors blend easily into the existing urban fabric, camouflaging the inner facilities.  



Aydınlatma, akustik ve havalandırmanın güvenli, sağlıklı ve ev duygusu veren bir ortam oluşturmaya etkileri…

Kanıta dayalı tasarım (Evidence-based Design – EBD), deneysel araştırmalarla yapılı çevre hakkındaki tasarım kararlarını özümseme süreci olarak tanımlanıyor. EBD, Ulrich’in 1984’te gerçekleştirdiği “Bir pencere manzarası tedavi sürecini etkileyebilir” çalışmasından sonra popüler hale geldi, bu çalışmada Ulrich, pencerenin hastanın iyileşme süresine etkisini buldu. O zamandan beri sağlık tesislerinde, konutlarda, okullarda ve iş yerlerinde yapılı çevre unsurlarının sağlığı nasıl etkileyebileceğini daha iyi anlamak için birçok çalışma yapıldı. Bu etki faktörleri; doğal ışıktan, havaya, ses kirliliğinden, malzeme ve renk kullanımına kadar uzanıyor.

Aile içi şiddet barınağındaki pencereler, hem tedavi ortamı için uygun eleman olma potansiyeliyle hem de güvenli tasarımıyla benzersiz bir detay. Bir pencere; doğal ışık, doğal havalandırma, manzaranın yanı sıra; tedavi için uygun ortamı sağlayabilir. Ancak, bir pencere aynı zamanda görünürlüğe; gizlilik ve güvenlik açığı sorununa neden olabilir. Kepenkli ve parmaklıklı pencereler de sıkışmışlık hissine neden olabilir. Pencereyle sağlıklı bir iyileşme alanı sunmak, dışarıya bakmayı, aynı zamanda gizlilik ve güvenliği sağlamak için ne yapmalı?

Pazar tezgahları gündüzleri açılıp geceleri kapanmaları için bir ray sistemi ile genişliyor ve daralıyor. Tezgahlar, içinde şifalı bitkilerin yetişmesini sağlayan bir perdeye sahip. Yeniden ele alınan bu sistem fiziksel bir kamuflaj görevi görerek bir çit sistemine dönüşüyor. Bu perde, aynı zamanda ışığın doğrudan nüfuzunu engelleyerek içeri dengeli ışığın yayılmasını sağlıyor. Ayrıca yönü değiştirilebilen balkonlar, görüş alanlarının mimari ünitelerle sınırlı olmasını önlüyor. Böylece kadınlar, devamlı olarak yapıya maruz kalmak yerine dışarıyla etkileşim imkanına sahip oluyorlar.

Using lighting, acoustics, and ventilation in creating a safe, healthy, and home-like space…

Evidence-based design, or EBD, is defined as the process of basing design decisions about the built environment on experimental research. EBD became popular after Ulrich’s 1984 “View through a window may influence recovery from surgery” study which found that a window had an impact on a patient’s recovery time. Since then numerous studies have been done in healthcare facilities, housing, schools and workplaces to better understand how elements of the built environment can impact health. Impacting factors range from exposure to natural light, air and noises to the use of materials and colors. 

The window in a domestic violence shelter poses a unique design condition both having the potential to be a restorative element and a security concern. The window can provide natural light, natural ventilation, views to the exterior environment and a space for individual retreat. However, visibility into a window can become a privacy and vulnerability concern. Yet, shuttered and bared windows can cause a sense of confinement. How can we rethink the window to support a place of restoration, to allow for views outward and yet provide privacy and security from the exterior?

The market stalls expand and contract via a track system to open up during the day and close at night. The stalls are skinned with shifting planter modules, which make a screen that allow for medicinal herbs to be grown within. That screen system reconstructs, physically camouflages, and activates the fencing systems. The screen act as a shade and protective screen, letting diffused light in without overexposing inhabitants. The shifting balconies also act as an overhang screening system reducing lines of sight into the units. Women are thus give choice to be seen instead of being exposed by the architecture.


Renkler ve materyallerle huzurlu bir yaşam alanı yaratmak…

Kadın sığınma evlerinde kullanılan renkler, yerleşim bölgesinin genel bağlamına uymalı. Bölgedeki evlerde esas olarak boyanmış sıva veya ahşap kaplama kullanılmışsa, bu renkleri yerel bir sığınma evinde kullanmak, barınak misafirlerinde “ev” algısı yaratacaktır. Rahatlatıcı ve iyileştirici ortamlar yaratmanın en etkili yollarından biri, inşaat malzemeleri ve renktir. Aile içi şiddet mağdurlarından sık sık yaşam alanlarını terk etmeleri ve aşırı kalabalık ve dönüştürülmüş tesislere yerleşmeleri isteniyor. Bu dönüştürülmüş alanların tasarımı, sakinlerinin ihtiyaçlarını nadiren karşılar. Bu proje, sığınma evi mimarisinin sağlık, huzur ve neşe için ne denli öncelikli olduğuna odaklanıyor. Ahşapla kaplı sığınma alanı, samimiyetiyle doğa ile misafirleri bir araya getiriyor. Ahşap, yaşam ünitelerinde pencere çerçevesi olarak da kullanılıyor.

Colors and materials to choose & designing a peaceful living space…

The colors used in a DV shelter should be reflective of the residential context. If homes in the region are primarily painted stucco or use wood siding, replicating these colors in a local DV shelter will enhance the feeling of home for its survivors. One of the most effective ways to create comforting and healing environments is through building materials and color. Victims of domestic violence are often asked to leave their communities and relocate to overcrowded and converted facilities. These converted spaces are rarely designed for the unique needs of its inhabitants. This project questions how DV shelter architecture can create places of sanctuary, healing, peace and joy though both programs and materiality. The sanctuary space is clad with wood, creating a sense of warmth and a connection to nature. This wood is then used as a window screen in the living units.


Özel alanlar ve dinamik kamusal alanlar…

Kulenin önündeki pazar, kamufle edici bir alan ve kadınların toplumsal destek faaliyetleriyle topluma kazandırılması için bir çıkış noktası olarak düşünüldü. Bu program, kadınlara ekonomik desteğin yanında topluma karışma imkanı sağlıyor. Böylece pazar, kadınların tezgahlara sahip olup işlettikleri aynı anda barınağa erişimi olanları izleyen güvenlik görevlileri gibi görev yapan proletarya güvenlik sistemi haline geldi. Yeraltı patika ağı, yenilenmiş apartman birimlerinden oluşan kule biçimli barınaktan pazar tezgahlarına doğrudan erişim sağlıyor. Meditasyon alanı binanın merkezinde olup farklı kadın kullanıcı grupları için üç farklı dolaşım yolu ile erişilebiliyor. Apartman kulesinin yenilenip güçlendirilmesi kule tipolojisini, alan boyunca dikey sığınak bahçeleri oluşturmak için mekânların eksiltilmesi aracılığıyla yeniden inceliyor. Bahçeler, mikro topluluk alanları ve doğayla bağlantı sağlayarak, pazar gibi kademeli olarak daha büyük topluluk alanlarına geçmeye izin veriyor.

Private spaces and dynamic public areas…

The market in front of the tower is programmed as a camouflaging space, and an outlet for women to be reintroduced into the community through supportive communal activities. This program provides women with economic support and promotes community stakeholdership. The market thus becomes a proletariat security system where women own and operate the stalls, simultaneously acting as security guards who monitor those who have access to the shelter. The underground network of paths allows direct access up into the market stalls from the retrofitted tower-shelter apartment units. The sanctuary meditation space is at the heart of the building and is accessible via three different circulation paths for the different women user groups. The retrofit of the apartment tower rethinks the tower typology through a subtraction of spaces to create vertical sanctuary gardens throughout. The gardens provide micro-community spaces and connection to nature allowing one to gradually move to larger more active community spaces such as the market.