İnovasyon: Hakan Gürsu Anlatımıyla

KP

İnovasyon

Günümüzde inovasyon fazlası ile duymaya alıştığımız, giderek gündeme oturan ve bir kez daha içini hızla boşaltmayı başarmak üzere olduğumuz bir kavram. 2000’ler öncesinde inovasyon denince; teknoloji, teknolojik ürün ve “icat” gibi zor kavramların kıvrımları arasına sıkışmış ve bizden biraz da uzak duran, azıcık ürküten bir eğretileme akla geliyor. Ürün, hizmet, organizasyon, satış, süreç ve pazarlama alanında katma değer yaratan, yenilik/yenilişim içeren özgün girişimleri (değişim yaratmak koşulu) ile (kamu, tüzel kişilik) inovasyon ‘yenilişim’ olarak adlandırıyoruz. Oysa yeni yeni gündelik dilimizde yerini alan bu kavramın ortaya çıkışı bir hayli eskilere dayanıyor.

16. yüzyıl İngiltere’sinde Latince ‘Innovatus’ kökeninden türetilmiş bir kelime olarak bilinmekte ve genel olarak; toplumsal kültürel ve idari ortamlarda yeni yöntemlerin giderek etkinleştirilmeye başlanması anlamına gelmektedir. Kavramın değişimi simgelemesi kadar ironik olarak da kendi tanımını etkilemiş olduğunu ve geçen zaman içinde ilk anlamının giderek değiştiğini gözlemliyoruz. 1950 yılına kadar inovasyon kavramının yüksek sesle tartışılan bir olgu olmadığını ve geçen elli yıl içinde ise kavramın giderek küresel anlamdan ekonomik kalkınmanın kökenine yerleştirilmiş stratejik bir olguya dönüştüğünü söyleyebiliriz. 1950-1960 döneminde ise; inovasyon becerisinin sadece büyük firmaların tekelinde iken artık yaşamsal kabul edilen inovasyon yetisinin ülkeler arasında küresel düzeyde etkin bir unsur haline geldiğini görüyoruz.

Diğer taraftan, 2012 yılına girerken bile “invention” kavramını, “innovation” kavramı yerine kullanıldığını hala fark etmeyen büyük kitlelerin varlığından bahsetmek mümkün. Tüm yanlış anlama ve kullanım beceriksizliklerine rağmen; inovasyon kavramı, insanlığın yarını için sürdürülebilir bir küresel rekabetin yaşamsalı “kaçınılmaz değişim ve gelişim” hareketinin simgesi olmaya aday bir olgu olarak giderek kazanımlarını sürdürüyor. Ünlü Avusturyalı ekonomist Joseph A. Schumpeter’in kapitalizmin gelişimini ve çöküşünü giderek bu kavrama dayandırma çabaları ile görünür ve tartışılır hale geliyor. (1911, Theory of Economic Development) Schumpeter kalkınmanın itici gücü olarak tanımladığı “inovasyon” kavramını dört farklı kategoride değerlendirmektedir.

• Yeni bir ürün / hizmeti tanımlamak,
• Yeni bir üretim yöntemi /süreç oluşturmak,
• Yeni bir örgütlenme biçimi,
• Yeni bir pazarlama yöntemi,

İnovasyonun mutlak bileşenlerini ise; kısaca yaratıcı fikir buluş/patent ve onu hayata geçiren dinamik girişimciler olarak tanımlamıştır. Schumpeter, kapitalist sistemin sonunun da; inovasyon bilincinin kaybedilmesi ile gerçekleşeceğini öne sürmüştür. Bu süreci de küresel duraklama ve girişimcilerin heyecanını kaybetmesi, yatırım fırsatlarının azalması ve üretim isteğinin durgunlaşması ile ilişkilendirdiğinde çok da ilgi görmemiştir. Bu önermenin zamanlaması itibari ile endüstriyel üretim rüzgârları hızla estiği ve kapitalizm yükselişe geçtiği bir döneme denk geldiğinden dolayı çok da ciddiye alınmamıştı. Oysa günümüzde ekonomik krizlerin pençesindeki ülkeler için fazlası ile yaşamsal duranın ekonomilerin sürdürülebilir inovasyon becerisine dayandırılması gerçeği bizi bu tarihi öngörüye sessizce geri götürüyor.

Krizlerin salladığı dünya ekonomisinin, gelecek için önemli çıkış noktalarının başında gelen önemli stratejik bir olgu artık inovasyon.

Üretim yorgunu ve isteksiz Avrupa toplumunun yeniden toparlanma çabalarındaki ve yukarıları hedefleyen gelişme yolunda ilerlemek isteyen tüm dünya ülkelerinin hedef gündeminde yer alan bir kavram. Diğer taraftan önemli ekonomistlerden birisi olan Peter F.Druker ise; günümüzde inovasyona endeksli işletme ve sürdürülebilir ekonomilerde iki temel düşünsel / vizyonel görevden bahseder. ( Innovation & Entrepreneurship 1985)

• Müşterinin/pazarın kısa dönem ihtiyaçları ile ilgilenen pazarlama / marketing açılımı,
• Gelecekteki ihtiyaçları (orta ve uzun vade) ile ilgilenen inovasyon açılımı.

Mushhead
Dolayısı ile inovasyon yapmanın ötesinde, inovasyonu bir beceriye dönüştürmek yani sürekliliğini sağlamak çok daha stratejik gözüküyor. Değişen tüketici ihtiyaçlarını, malzeme ve teknolojik konularındaki gelişimi önceden görerek, dinamik küresel rekabet koşullarının gerektirdiği “pro-reaktif” karşılıkları hızla oluşturmak amacı ile ‘sürdürülebilir’ veya ‘ardışık’ yenilikleri yapabilme yetisi olarak adlandırabiliriz.

2000’li yılları izleyen dönemde; inovasyon kavramı artık her ölçekte rekabeti ve total zihniyet değişimini tanımlayan ‘sürdürülebilirliğin’ temel koşullarından birisi olarak açık bir şekilde karşımıza çıkıyor. OECD ülkelerinin on yıl önce başladığı sürdürülebilir bir bölgesel gelişme için “total değişim” tartışmaları, inovasyonun 2005 yılında AB‘ nin OSLO 2005 kitapçığı çerçevesinde yeniden tanımlanması ile dünyada gelişmiş ülkelerin inovasyon olgusunu yani ‘yenileşim’ kavramını sessizce ve yeniden şekillendirdiği 2000‘li yıllar çok önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. İnovasyon, içerisinde orijinallik, farklılık, değişiklik ve yenilik barındırdığı için her zaman yaratıcı bir fikirden kaynaklanmakta. Ancak, püf noktası bu yaratıcı fikri yaşama geçirmek, yani ürüne hizmete ve sürece yansıtabilmek ve de bundan bir kâr elde etmek gerekliliği noktasında kilitleniyor.

• Hedeflenen sektörel “Başarı Hikayeleri” henüz yeteri kadar ortaya çıkmıyor.
• Kronik yabancı hayranlığı, üretici toplumdaki mevcut akut güven sorunu, sessizce etkinliğini sürdürüyor.

Türkiye’nin daha fazla katma değeri yüksek teknolojik ürün geliştirebilmesi için aşması gereken mesafeler olduğunu görüyoruz. Organize olmak, iletişimi artırmak ve takımı oynamak en önemli hedeflerimiz olarak gözüküyor. Türkiye’ de 2012 itibarı ile; ‘seed money’, yani ‘tohum ya da çekirdek sermaye’ ve ‘angel investors’ yani ‘iş melekleri’ gibi enstrümanların eksikliği, teknoloji ağırlıklı üretimi hedefleyen erken aşama girişimciler için en büyük sıkıntı. Bunun yanında yenilikçi ve teknolojide faaliyet gösteren firmaların iş geliştirme yatırımları açısından en büyük desteği olan “risk sermayesi” konusu da çok yetersiz. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de kurulan şirketlerin %80’i ilk 5 yılda, %96’sı ise 10 yılını tamamlamadan kapanıyor. Türkiye bölgesel kalkınma için ulusal inovasyon serüvenini destekleyecek kendi pro-aktif modellerini geliştirip, etkinleştirdiğinde gereken ivmeyi ve sinerjiyi sağlayabilir mi?

Dünyanın büyük şirketlerinin ortalama ömrü 40 yıl. Yani dünyanın en büyük şirketlerinin bile ortalama ömrü, ortalama insan ömründen çok daha kısa. Değişime ayak uyduramayan şirketler, çok büyük de olsalar, dinozorlar gibi yok oluyor. Bir dönemin başarılı şirketi olmak, kalıcı olmaya yetmiyor. Küreselleşme ile; ülkelerin yerel ve kültürel değerleri de ürünleşerek ön plana çıkarılıyor. Uluslararası piyasada her ne kadar küreselleşmekten bahsedilse de, bölgesel kalkınma açısından; yerel kültürlerin ve ürünlerin uluslar arası alanda pazarlanması da önemli bir katma değer potansiyeli olarak görülmeli. Bu anlamda ülkemizin kendine has özellikli ürünleri üzerinde iyileştirmeler yapılması ile dünya pazarında avantajlar yakalayabileceğimizi düşünmek gerekiyor.
 

İnovasyon nedir, ne değildir?

• İNOVASYON, her seferinde bir John Ahmet’in makinesi yapmak değildir.
• İNOVASYON, icatçı olmak veya sıra dışı bir buluş içermek zorunda değildir.
• İNOVASYON, alanında devrim yapmak anlamına gelmemektedir.
• İNOVASYON, zihniyet olarak paylaşıldıkça başarı şansını artırmaktadır
 ​• İNOVASYON sürdürülebilir bir değişimle başlayan istikrarlı gelişim anlamına gelmektedir.
• İNOVASYON; kısaca alanında karlılık, verim ve gelişim demektir.
• İNOVASYON; bir ihtiyaç olmaktan çok bir yaşamsal nitelik haline geldiğinde başarılı olma şansını artırmaktadır.

İnovasyon süreci nasıl başlar ?

• Sürdürülebilir inovasyon için, organizasyonel yapı oluşturmak amacı ile farklı bir kültür ve anlayış gerektiği, bu farklılığın ise; ancak geniş bir vizyona sahip, değişime ve gelişmeye açık yöneticiler ve çalışanlarla mümkün olabildiğini görüyoruz.
• Dolayısı ile sürdürülebilir bir inovasyon için ilk gereken temel unsur olan “total bir zihniyet değişimi”,
• Şirket öngörü hedefleri yazılı hale getirilmiş, tüm (takım) çalışanları tarafından paylaşılan ve uygulamaya dönüştürülebilen bir inovasyon stratejisi ortaya (hedef) çıktığında,
• Şirket içi ve dışı bağlantıların güçlü ve etkin bir şekilde oluşturulmasını (iletişim) izleyen,
• Şirket inovasyonu destekleyici bir yapıyı (organizasyon) gerçekleştirdiği noktada, ortaya çıkmakta, şirketlerin sürdürülebilir inovasyon gerçekleştirme şansı artmaktadır.
• Akşam akşam icat çıkarmak,
• Eski köye yeni adet getirmek,
• Elin adamının yaptığından daha iyisini hedeflemek,
• Özgüveni yükselterek küresel ‘rekabete’ girmek,
• Problemleri, henüz gerçekleşmeden çözmeyi denemek,
• Öngörünün gerekliliğini görmek, ve sabır konusunda kendimizi geliştirmemiz gerekiyor

Elektrikli Araç

Sonuçlar;

Bugün, insanın yaşam kalitesini yükseltme isteği ve verimlilik talebindeki süreklilik beklentisi, günümüz inovasyon kavramındaki temel itici gücümüzdür. Günümüzde ulusal ekonomiler giderek küresel rekabet edebilirlik düzeyleri itibarı ile ‘inovasyona’ dayandırılması gereken yaşamsal unsurlara dönüşüyor. ‘İnnovation drive economy’ artık tartışılmaz olarak inovasyon kavramı tüm dünyada; bilim, teknoloji ve ‘tasarım’ bileşenlerinden oluşuyor. Günümüzde gelişmiş ülkelerin inovasyona yaptıkları yatırım düzeyleri ile; GSMH ayrılan pay ve süreç istikrarları ile güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomik yapıyı güvence altına aldıkları ve yükselen bir yaşam kalitesi yaratmayı başarabildikleri gözlemlenmektedir. Ülkelerin küresel rekabet koşullarında yüksek katma değer yaratabilecek özgün ürünü tasarlama, ürün geliştirme, kaliteli ürünler ile ‘marka’ yaratma alanındaki sabır ve başarı düzeyi, istikrar becerisi için, makro ve mikro tüm sürdürülebilirlik hedeflerini hızla belirleme zorunluluğu giderek yaşamsal durmaktadır. Hindistan’ı Çin‘i sadece ucuz iş gücü merkezi olarak görüyoruz. Gerçek tehdit ise; gizlice geliştirdikleri ileri teknoloji yatırımları ve inovasyon kabiliyetleri yönünde gelişiyor. Çin, üretim kalitesini ve teknolojisini çok hızla yükseltiyor. Çin hükümetleri yabancı sermayeye bir taraftan çok cazip olanaklar sunarken, Çin’e yeni teknolojiyi getirmesini ön şart koşuyor. Ayrıca Çin bugün nano teknoloji yatırımlarında en hızlı gelişmeyi kaydeden ülke konumunda. 1980’den günümüze dünyayı ve küresel pazarı etkileyen dört rekabet dalgasını ve yarattığı sonuçları görmek, geleceği anlamak adına çok önemli gözüküyor.

Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de ekonominin büyümesi ve güçlenmesi için katma değeri yüksek mal ve hizmeti üreten, kendini yenileyen küresel markalar yaratma ve sürdürülebilirlik yaşamsal duruyor. En küçüğünden en büyüğüne tüm üretim birimlerimizin; öncelikle Ar-Ge yatırımını, tasarım ürünün değerini ve anlamını, eylemin fazlası ile sabır gerektirdiğini ve bu yatırımın sürekliliğinin de aslında pahalı bir risk olmadığını idrak etmesi ilk şart olarak önümüze geliyor. Bunları hayata geçirebilmek için öncelikle; istek, sabır ve süreklilik gerektiğini toplum olarak anlamamız, hızla eyleme geçmemizin zamanı geldiğini ve kalan zamanın da hızla tükendiğini düşünüyorum. Sürdürülebilir bir şekilde yeni, yenilikçi ve alanında özgün ürün ihtiyacı yaşamsal bir gereklilik olarak kabul edildiği her noktada sanayinin tasarımcı ile buluşacağının ve bu buluşmanın da ardışık üretimin doğasının bir gereği olduğunun altını çizmek istiyorum. Taşların yerine oturması için geçecek zaman sadece kayıp olarak anılacak da olsa, kazandığımız ve kazanılacak olan uluslararası başarıların yardımı ile bugün hissedilen ilgisizliğin eninde sonunda kırılacağını düşünüyorum.

Ürünleri farklılaştıran, teknolojiyi ve bilimi kullanarak geleceği şekillendiren bir meslek olarak tasarım, artık dünyada kültür ile bütünleştiğinde çok etkili bir uğraşa ve kazanıma dönüşüyor. Etnik kültürlerden beslenen ürünler, küresel dünyada ürünü pazarlayan ülkelere ciddi anlamda katma değer yaratıyor.

Ülkemizin kültürünün ve geçmiş deneyimlerinin küresel pazarda ürünleştiğinde, ürünlerin gerçek yerini bulacağına ve katma değer yaratacağına olan inancımız hala çok yüksek. Bir örnek vermek gerekir ise; uluslararası ulaşım noktalarımız olan havalimanlarımızda bile ülkemizin tanıtımı için ‘tasarımcı’ eli değmiş ürünlerin yer aldığı satış noktalarının olmayışı gösterilebilir. Bu eksiklik hali hazırdaki nazar boncuğu ve lokum satışımızı artırsa da, yarın ülkeyi tanıtacak yeni ‘tasarlanmış ürünlerin’ de bu noktalarda yerini alması ile katma değerin daha da artırılacağını biliyoruz. Dolayısı ile biz tepkisiz ve etkisiz kalsak da; görebilenler için dünyada ‘tasarımcı eli değmiş ürün olgusu’ potansiyel değerini yükselterek; stratejik bir güç olarak varlığını sürdürüyor. Giderek etkisini yitiren ve küresel markalar karşısında kırılganlıkları artan sektörlerimizi (örneğin; mobilya), ancak tasarım değeri yüksek, özgün ürünler ile ayakta tutabileceğimizi görmek, artık zor olmasa inanç, sabır, sebat ve fazlası ile sürdürülebilir bir birikim gerektirdiği, süreç içinde oluşan tüm bilgi ve deneyimin ise; istikrar kelimesini tanımladığını görüyoruz. Katma değeri yüksek ürün ve üretime giderek yaşamsal bir şekilde eklemlenen tasarım sürecinin sürdürülebilirliği ve başarısının; tüm üretici kişi, kurum ve birimler tarafından kurgulanan bir paylaşım düzleminden beslendiğini gördüğümüz oranda başarı bize yaklaşacak. Bireysel tasarımcıların yerini artık giderek çok merkezli kurumsal tasarım şirketlerinin aldığı yeni bir dünya düzenine geçildiği değişim yıllarındayız. Bu değişime hızla karşılık verebilen yapıların avantajı yakalayabileceğini ve zaman içinde güçlenebileceğini mevcut sonuçları ile fark ediyoruz. Günümüzde ürün tasarımı süreci; giderek uzak görüşlülük gerektiren, dünyanın sorunları ile giderek daha fazla bütünleşen çözüm odaklı bir yaşamsal aktiviteye dönüyor. Kaynakların daha akılcı kullanımını gerektiren o kaçınılmaz bilinç değişiminin etkisiyle, sorumluluğu da, duyarlılığı da stratejik önemi ile birlikte artan bir meslek tasarımcılık. Düşünceleri ürünleştiren, bilim ve teknolojinin insanın hayatına girmesinde yaşamsal yükümlülükler üstlenen, hayal dünyası ile geleceğin rüyasını buluşturmayı başardığı sürece de vazgeçilmez bir serüven gibi duruyor tasarım.