FEED FORWARD

KP53
KP

CAN ELMAS


 

2016 yılı bizim için çok yoğun geçti. Konut, endüstriyel, ulaşım projeleri üzerinde yoğunlaştık, İstanbul ve Eskişehir’de büyük ölçekli projeler üzerinde çalıştık.

2016 yılındaki en büyük projemiz LC Waikiki’nin Esenyurt’ta yer alan operasyon merkezi ve depo binası oldu. 50.000 m2 projenin ruhsatı alındı. Gayrettepe’de iki, Levent’te bir tane kentsel dönüşüm apartman projelerini tamamladık.

Yine büyük bir projemiz Atatürk Havalimanı’nda TAV ekibiyle birlikte uygulama projelerini hazırladığımız, 30.000 m2 iskele binası ve 10.000 m2 ek terminal binalarıydı. Her iki bina da tamamlandı ve iskele 2016’da hizmete girdi. Ek terminal ise 2017’de açılacak.

Kartal’da E5 üzerinde 27.000 m2, 206 daireli Verde Marin konut projemiz ruhsat aşamasına geldi ve bu noktada beklemeye alındı.2015 yılında başladığımız Erkul Firuzköy ofis binası projemiz 2016 başında tamamlandı.

ODE Yalıtım için Eskişehir’de üretim tesisi ve ofis projesini hazırladık. 41.000 m2 alana sahip binaların ilk aşamasının inşaatı
tamamlandı.

Son olarak İstanbul Florya’da 965 m2’lik bir villa projesi çizdik.Binanın inşaatı başladı, 2017 yılının ilk yarısında tamamlanması planlanıyor.


EVANGELOS VASILEIOU


Ürün tasarımına ilişkin olarak 2016’da Ligne Roset ile birlikte beş ürün çıkardım, bunlardan bir tanesi Asola lamba. Asola benim için büyük çaplı üretim amaçlı ilk aydınlatma tasarım projem olduğu için önemli bir ürün. Şimdiye kadarki geri dönüşler çok olumlu oldu ve bu yıl tasarımı yeniden ama bu sefer avize olarak geliştirmeye karar verdik. Mimari projeler bakımından 2016 için en kayda değer proje yaşanabilir bir mekâna dönüştürülen bir ağıl oldu. Beş yıllık yoğun bir çalışmadan sonra, eski yapı tümüyle dönüştürüldü. İç mekânda çalışmaya başlamamızdan önce bir bölümünü kısmen koruyarak
cepheyi yeniden yaptık ve çatıyı yeniden inşa ettik. Bu projeyi tarihi anıtların restorasyonunda uzmanlaşmış ve geleneksel know-how ve deneyime sahip harika ekiplerle birlikte yürüttük. Bu bir mimar için muhteşem bir deneyim ve çok iyi bir eğitim oldu.

Yeni yıl iyi başladı ve şimdiden çok yoğun. Ligne Roset için olan yeni ürünlerimden dördü Paris’te Ocak ayında yapılan Maison&Objet ticaret fuarında sergilendi. Bu tasarım ürünlerinden bir tanesi Humphrey isimli koltuk. Bu benim ilk koltuk tasarımım ve geliştirilmesine çok emek verdiğim ve koltuğun ayrıntıları, ölçüleri üzerinde çok çalıştığım için piyasada görmek açıkçası beni çok heyecanlandırdı. Aynı zamanda TecSom isimli bir firma için de
Mayıs ayında lanse edilmesi planlanan bir karo halı serisi geliştirme sürecindeyim. Diğer taraftan Paris’te ve Fransa’da başka yerlerde
aldığımız farklı iç tasarım projeleri ile uğraşıyorum.


HAN TÜMERTEKİN

Hepimiz farkındayız ki 2016’da projelerde genel bir yavaşlama söz konusu. Bizim projelerimizde yavaşlayan az oldu. Henüz duraksamış değil, yavaşlamış birkaç proje vardı ama belli bir hızla yürüyor onlar da. Mimarlık ortamındaki hareketlenme açısından bakarsak, biraz iyimser yapım nedeniyle biraz da üretimlerin çoğalması sonucunda nitelikli yapı üretiminin giderek artmakta olduğunu düşünüyorum. İyi, genç ofisler ürün vermeye başladı. İstanbul dışında olan fakat mimarlık kalitesinin yüksek olarak sergilendiği pek çok bina yapılır oldu. Herkesin dönüp baktığı bir noktada nitelikli yapı yapmaktansa kimsenin aklına gelmediği, o niteliğe talep olmadığı sanılan yerlerde, nitelikli yapıların yapılmasını uzun vadede heyecan ve ümit verici buluyorum. Bu yılın mimarlık ortamına ilişkin gözlemlediğim ve buna dair önemli bulduğum gelişme bu.

2016 biterken, 26 Aralık’ta, 2004 yılında Ağa Han Ödülü’nü kazanan Assos yakınlarındaki B2 Evi, ‘anıt eser’ olarak Anıtlar Kurulu tarafından tescillendi. Bu, tam yılı bitirirken iyi bir haber oldu. Oradaki bir ibare beni epey duygulandırdı: “Gelecek kuşaklara değiştirilmeden aynen taşınmak üzere koruma altına alınmıştır.” Duygusal tarafı şu ki; bu tür sonuçlar beklemeden, on küsur yıl önce tasarlanan, bir köyde 6 metreye 10 metre tek hacimden oluşan basit bir planın söylemek ve anlatmak istediğinin, genişleyen dalgalar halinde anlaşılır ve kabul görür olmasını önemsiyorum. Her şeyin büyük, bağıra çağıra kendini
var etme çabası karşısında, bu tür bir motivasyonla tasarlanmamış, küçücük bir yapının da mimarlık ve tasarım dünyasına söyleyeceği sözler olduğunun anlaşılması ve kabul görmesi önemli. Büronun bir tasarımının bir tür ölümsüzleştirilmesinin duygusal hazzı bir yana özellikle son yıllarda mimarlık dünyasının ‘ikonik yapı’, ‘starchitect’ zemininde algılanması atmosferine karşı, göz önünde olmayan, küçük ve basit bir tasarımın bu anlamda anlaşılıp kabul görmesi, tam da 2016 biterken iyi bir haberdi. Bunun dışında yine büro açısından baktığımızda 2016 yılının bizi mutlu eden heyecanlandıran tarafı, 2015’te başlamış olan ve yıl sonu bitecek gibi görünen Strasbourg’daki Türk misyon binaları şantiyesinin, oldukça ilerlemesi ve bitimine yaklaşması. Bu yıl, Üsküp’te 25. si düzenlenen ve her yıl bir mimarın yönettiği yaz okulu dizisi gibi çok sayıda konferans daveti oldu. Daha önceki tüm yöneticilerin davet edildiği etkinlikte, mimarlık eğitimi tartışıldı. Ağa Han yönetim kurulu üyeliğim nedeniyle Dubai’de katıldığım Ağa Han ödül töreni ise, mimarlık üzerine iyi bir konsantrasyon oldu. Tatmin edici olduğunu düşündüğüm bir diğer etkinlik ise yabancı mimar konuğu olarak katıldığım Cenevre’deki Maison de l’Architecture idi.

2017 yılı bizim açımızdan birkaç önemli beklentiyle başladı. Birincisi; Luca Molinari’nin editörlüğünü yaptığı kitabım konusunda ilerleme kaydettik. Yıl sonuna doğru yayınlanacak olan bu kitap birkaç yıl önce başladığımız ama güncel projelerimize vakit ayırdığımız için tercihen biraz kenarda tuttuğumuz bir konuydu. Kitabı tamamlamak bu yılın temel amaçlarından birini oluşturuyor.

Görüşmeleri süren birkaç yeni proje vardı, onlar sonuca ulaştı. Bunlardan biri Abdullah Gül Üniversitesi’nin kampüsündeki eski Sümerbank fabrikasının üniversitenin çeşitli birimlerini barındıracak şekilde ve bir teknoparkı da içerecek şekilde yeniden düzenlenmesi. Bu çok heyecan verici çünkü Cumhuriyet’in ilk sanayileşme hamlelerinden, ilk fabrikalarından biri. Ruslar tarafından 1935’te yapılmış ve endüstri arkeolojisi açısından değerli bir yapı.

İkinci önemli gelişme; Strasbourg’daki kompleksin inşaatının bitiyor olması. Onun dışında; yeni kazandığımız yarışma ve henüz başladığımız iki oldukça hacimli ve heyecanlı proje söz konusu. 2018 yılı için Berlin’de düzenlenecek olan ve pek çok saygın mimarın katılacağı bir sergi önerisi geldi. Onun hazırlıklarına başlıyoruz şimdi. Bu yılın bir kısmını da o meşgul edecek.

İtiraf edeyim ki pek hedefim falan olmadı hayatta. Bir hedef belirleyip o hedefe doğru gidenlerden değilim. Çok kısa vadeli ve çok tanımlı hedeflerim oluyor. Bunun dışında hedef koymayı doğru bulmuyorum. Çünkü bildikleriniz ve hayal edebildikleriniz kadar bir hedef koyabilirsiniz oysa hayat çok daha geniş bir şey. O nedenle hedefim o anda ne yapabiliyorsam onu en iyi şekilde yapmak. Onun dışında da her zaman olduğu gibi yürüyen projelerimizi geliştirmek
ve hayata geçirmekle uğraşacağız.


INEKE HANS


2016 stüdyo için bir araştırma yılıydı: Londra’da, mobilya tasarımının geleceğini ve tasarımcı bakışındaki pozisyon değişikliğini inceleyen salonlar düzenledim. Soestdijk Hollanda Kraliyet Sarayı’nın bahçe pavyonu için yaptığımız bir enstalasyonun sonucunda küçük neşeli bir proje olan CHOPS ortaya çıktı.

Salon araştırmasına ilişkin önemli bir proje de Londra’da Victoria&Albert Müzesi için yaptığım ve müzedeki mobilyalar üzerinde yeniden düşünüp 2017 ve sonrası için güncellenmesine yönelik Guguk kuşu Yumurtaları adı verilen bir pop up enstalasyondu. Sergilenen mobilyalara ve mobilyanın geçmişine, bugününe ve geleceğine ilişkin ve toplumumuzdaki değişimlere cevaben 16 iz bırakan yorum ve çizimler galerilere dağıtıldı.

2017 için birçok yeni proje üzerinde çalışıyoruz: Bunlar 2017 veya 2018’de ortaya çıkacak ürünler ve mobilyalara ilişkin. Ürünler ortaya çıkana kadar şirket isimlerini daima gizli tutmayı yeğlerim.

Bu yıl için önemli bir proje Eylül ayında açılacak olan Viyana Kunsthalle’deki solo sergim olacak ve Viyana Tasarım Haftası’nın açılışına denk gelecek. Serginin adı WAS IST LoOS? (Neler Oluyor? anlamına geliyor ayrıca tarihi Viyanalı mimar ve tasarımcı Adolf Loos’a bir gönderme.) 3 yeni proje ortaya çıkacak: Tümü ilginç firmalarla yakın iş birliği içinde tasarlanan sandalye, masa büfe ve Deyan Sudjic (Londra Tasarım Müzesi) ve Oliver Stratford‘un
(Londra Disegno Magazin) katkılarıyla bir katalog hazırlanması.


JEYAN ÜLKÜ



Türkiye ve etrafındaki coğrafyanın inişleri ve çıkışları dolayısıyla 2016, hem firmamız hem de sektördeki pek çok benzer firma için kendini yeniden tanımlama ve sorular sorma yılı oldu. Yaşadığımız coğrafyadaki sosyolojik, ekonomik ve politik değişimler, sektörün de dönüşümünü beraberinde getirdi. 2016’da çok ciddi perakende projeleri düşüşü yaşandı örneğin. Ancak bir o kadar oranda da ofis projelerinde artışlar gerçekleşti.

Biz iç mimarlık yapıyoruz. Tasarımlarımızla çeşitli profildeki müşterilerin ihtiyaçlarına yanıt veriyoruz. Mimari tasarım, insanların ihtiyaçlarını mimari dile tercüme etmek olarak düşünülürse; ihtiyaçların doğru tanımlanmasının önemi iyice ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla, ihtiyaçlar, şartlar doğrultusunda; bizim projelerimiz ise bu verilere göre değişip eviriliyor. Ekonomik devinimleri ihtiyaçların değişmesi olarak okumak da mümkün. Her halükarda, mevcut projeler tamamlanıyor ve yeni yatırımlar yapılmaya devam ediliyor. Bu yeni projeler, özellikle uluslararası firmalar için gerekli yüksek standartlar ile birlikte cazip koşulları da sağlıyor. Bu koşulları değerlendirmek isteyen global ve yerli firmaların relokasyon projeleri gerçekleşebiliyor.

Bu yeni alanlarda estetik talebi de en az fonksiyonellik kadar ön planda. Çevreci, doğa-insan ilişkisini dikkate alan, gösterişten uzak durmaya çalışan, yalın bina ve iç mekânlar; günümüzdeki yaklaşımın temelini oluşturuyor. Ofis alanlarının, burada çalışanların günlerinin büyük bölümünü geçirdikleri mekânlar olduğunu düşünerek, ofisleri yalnızca çalışılan alanlar olarak görme fikrinden uzaklaşılıyor. Biz de elbette yeni ofislerde daha çok ortak kullanım alanının, doğal malzemelerin, çok amaçlı mekânların ve doğal ışığın ön plana çıktığı tasarımlar yapıyoruz.

Mücbir sebepler haricinde, yanıt verdiğimiz farklı ihtiyaçların, özellikle de İstanbul gibi büyük şehirlerde devam edeceğini ön görüyor ve düşünüyoruz. Dinamik ve devinimli bir coğrafyadaki bu şehirde kendini hep canlı tutan, yaşanan pek çok farklılaşmaya rağmen tazelenebilen, dinamik ve yavaşlatılamayan bir yan var. Burada, değişimleri iyi okuyarak adapte olmak; ancak bu okumayı yaparken, dünyadaki değişimleri de görmek, dolayısıyla da “iyi ve güncel” olmayı hedeflemek gerekli.

1992 yılından beri iç mimarlık yapıyorum. 2000’den bu yana ise kendi ismim altında ekibim ile beraber projeler üretiyoruz. O günlerden bu yana piyasa şartlarında hep birlikte pek çok değişiklik yaşadık. Biz tüm şartlar altında işimize olan tutkumuz ve heyecanımızı korumaya, müşterilerimizin beklentilerini en iyi şekilde karşılamaya ve bunlardan ödün vermeden zamanın koşullarına uyum sağlamaya özen gösterdik.

Neticede, bir projenin iyi bir proje sayılması için etkileneceği değişkenler vardır. Bunlar bütçe, süre ve o dönemin estetik anlayışını da içeren pek çok parametredir. Biz bu değişkenler dahilinde her zaman en optimum projeyi oluşturma çabası içerisinde olduk. Bu düşünce; 2016’nın en iyi projesi ile 2017’nin en iyi projesinin farklı olacağına da işaret eder. Dolayısıyla, değişen koşulları iyi okuyarak, sektörde oluşan yeni dinamiklerin içinde yeni fırsatları görebilmek ve bu fırsatları da kendi DNA’mızda olan prensiplerden ödün vermeden dönüştürmek bizim için varoluşsal bir çerçeve çizer.


JURE KOTNIK



Geçen yıl odak noktamız okul mimarisiydi ve birkaç iç mekân tasarım ile iki TimeShare çocuk yuvası yaptık. Kişisel olarak benim favori projem Podgorje’deki TimeShare çocuk yuvası ve okulu. Bu düşük maliyetli ama yüksek etkili proje, aktif çocukları birçok fiziksel aktivite ve kendi kendine öğrenme seçenekleriyle destekliyor. Yapı tabii ki tümüyle ahşap, düşük enerji tüketiyor ve Avrupa standardında en yüksek fiyat performans oranına sahip. Birçok eğlenceli tasarım parçasını, çocukları yürümeye, koşmaya ve bisiklet kullanmaya teşvik eden iç mekân kulvarları olarak kullandık. Dış mekânı da unutmadık; çocuklar dış cepheye çizim yapabilirler, cepheye tırmanabilirler ve kendi boylarını ölçüp hayvanlarınkiyle karşılaştırabilecekleri kid-ometre mevcut. Bu projeyi yaratmak çok eğlenceliydi.

2017’de önceliğimiz eğitim alanında olmaya devam etmek olacak. Halen elimizde bir başka çocuk yuvası ve ülkemizdeki ilk Google tipi ofis iç mekânı olacak olan Ljubljana’daki Trescon ofislerinin renovasyonu var. Mimari teori alanındaki bazı projeleri de bitirmek istiyorum, okul öncesi eğitim alanlarına ilişkin yeni kitabım 2017’nin sonlarına doğru çıkacak ve ben gelecek kitap için materyal hazırlamaya başladım bile. Yabancı müşteri ve hükümetlere danışmanlık yaptığım projelerde mimarinin tümüyle gelişmesine çok dikkat ediyorum ve bu şekilde eğitim için iyi ve etkin tasarımın mümkün olduğunca fazla yaygınlaşması için gayret ediyorum.


MERT BOYSANOĞLU



2016, ülkemiz, genel ekonomimiz ve sektörümüz için zorlu bir yıl oldu. MESA olarak tüm bu zorlu süreçleri başarıyla atlattık ve hedeflerimizden çıkmadık. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 9 milyon metrekareyi aşkın inşaat alanında, 93.000 konutu mükemmeliyetçi bir yaklaşımla nasıl hayata geçirdiysek, bundan sonra da aynısını yapacağız.

2016 yılında Ankara’da Koza 66 ve Tepe İnşaat ile ortaklığımız olan Park Mozaik projelerimizin yapım ve satışına devam ettik. İstanbul’da Nurol ortaklığı ile Büyükçekmece’de özel bahçeli müstakil villalardan oluşan Yeşil Yaka projemizin yapım ve satışına başladığımız 2016 yılında, sektörün sembol projelerinden Tema İstanbul’da da aktiftik. Mesa, Artaş-Avrupa Konutları, Kantur-Akdaş ve Öztaş Ortak Girişim Grubu olarak imza attığımız mega karma proje Tema İstanbul’da özel bir yaşam alanı oluşturduk. Yaşamın başladığı Tema İstanbul konut bölgesinde az sayıda oturuma hazır konut bulunuyor. Bununla birlikte mega karma projede bir yandan dünya çapındaki temalı eğlence parkı Tema World’ün son hazırlıklarını tamamlarken, diğer yandan da üstlendiğimiz bölge trafiğini önemli ölçüde rahatlatan Atakent köprülü kavşak ve yan yol düzenlemesini tamamlayarak hizmete açtık. 2016 yılında yapımı ve satışı süren toplam konut sayımız yaklaşık 2.700 oldu. Polonya’da da 430 konutu içeren üç projemiz var. 2016’da yaklaşık yüzde 8’lik bir büyüme yakaladık ve toplamda 4.500 kişilik bir istihdam rakamına ulaştık.

Uluslararası ilişkilerimizde, siyasal alanda ve ekonomimizde olumlu gelişmeler beklediğimiz 2017 yılı için sektörümüz açısından da iyimser gelişmeler olacağına inanıyoruz. Öncelikle birçok sektörde olduğu gibi gayrimenkul sektöründe de son birkaç yıldır bekletilmiş veya ertelenmiş ihtiyaçlar bulunuyor. Konut-barınma ihtiyacı ise yaşam için en temel ihtiyaçların başında geliyor. 2017 yılının, olağan potansiyelinin yanı sıra ertelenmiş bu ihtiyaçların da devreye girmesiyle gayrimenkul sektörü açısından beklentilerin üzerine çıkma şansı olduğuna inanıyoruz. Bununla birlikte ülke ve sektör olarak çok önemli bir dönem yaşıyoruz. Dövizdeki hareketlilikten kaynaklanan maliyet artışları, henüz gayrimenkul sektörünün satış rakamlarına yansımadı. Muhtemelen en fazla Nisan-Mayıs aylarına kadar da yansımayabilir.

Bununla birlikte gayrimenkul, Türkiye için hem geleneksel hem de garanti bir yatırım aracı. Hem ticari hem de konut segmentleri ile gayrimenkul, uzun yıllardır istisnasız bir şekilde kira geliri ve değer artışı olarak çifte kazanç sağlayan, çok istikrarlı ve alternatifi olmayan bir yatırım aracı. Bu istatistiksel olarak da sabit. SPK’nın yaptığı araştırmada, gayrimenkul Türkiye’deki geleneksel yatırım araçları arasında – döviz, altın ve borsaya göre tek seferde ve çok büyük bir satın alma olmasına karşın – ikinci sırada yer alıyor. Sonuç olarak gayrimenkul, yatırım açısından en güvenli liman diyebiliriz. Ayrıca deprem riski dolayısı ile gerçekleşecek dönüşüm projeleri de hiç duraksamadan daha organize biçimde devam edecek. Gayrimenkul sektörü açısından 2017’ye iyimser bakıyoruz. 2017 yılında yaklaşık 3,5 milyar TL’lik bir yatırım ile 4.000 adetlik konut projesine başlamayı hedefliyoruz. Bu yıl içinde mevcut ve yeni projelerimizde yaklaşık 2.500 adetlik bir konut satış hedefi ile 2 milyar TL’lik bir ciroya ulaşmayı planladık. Son yıllarda olduğu gibi yine Türkiye büyümesinin en az 2 puan ve üzeri bir büyüme öngördüğümüz 2017’de sektörde ise yine konut segmentinin ön plana çıkması bekleniyor.

Bodrum’da özel bir projenin son hazırlıklarını tamamlamak üzereyiz. İstanbul’da iki ayrı arsada Maltepe’de Başıbüyük ile Bağdat Caddesi’nde ve Kozyatağı’nda projelerimizi 2017’de hayata geçirmeyi hedefliyoruz. İstanbul Atakent’teki Tema İstanbul projemiz kapsamında dünya çapındaki temalı eğlence parkımız Tema World ile ilgili çalışmalarımız da devam ediyor. Ankara’da ise Eryaman’da 95.596 m²’lik bir alan üzerinde Mesa Göksu Evleri’ni 2017 yılında hayata geçireceğiz. Bu arada Ankara’da Mesa&Tepe ortaklığı ile hayata geçirdiğimiz Park Mozaik projemizde de 2017 yılında 2. Etap’a başlayacağız. Polonya-Varşova’da devam eden projemize ek olarak 2 yeni proje için de arsa inceleme çalışması yapıyoruz. Bu projelerden birine de yine 2017 yılı içinde başlamayı hedefliyoruz.


MICHELE MENESCARDI



2016 çok önemli ve olumlu bir yıl oldu. Her şeyden önce İtalyan firması Calligaris S.p.A. için tasarlanan “Lazy Armchair” ile Good Design Ödülü’nü kazandım. Bu büyük bir onur ve firmanın tasarım ekibi ile birlikte geçtiğimiz yıllarda tüketiciler için yüksek kaliteli ürünler çıkarmak amacıyla gerçekleştirdiğimiz tüm zorlu çalışmalarımızın da ödüllendirilmesiydi.

2016 Salone del Mobile’de, Calligaris S.p.A. kontrat pazarını hedefleyen uzmanlık alanına odaklanmış yeni markası Connubia’yı tanıttı. Aynı etkinlikte, bu marka için tasarladığımız, tamamlanması bizim ve Calligaris ekibinin çok büyük zaman ve gayretini alan; plastik kabuk, metal veya ahşap iskelet, kolçak, kaplamalar ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan, sandalye ve taburelerin eksiksiz bir koleksiyonu olan “Academy Collection”ı tanıttık.

Bu arada Salone del Mobile’de polietilenin döner kalıplanması konusunda uzman İtalyan üretici Plust / Euro3Plast S.p.A. için yaptığımız yeni projemizi tanıttık. Onlar için, bir çeşit ikonik / imza ürünü olarak doğan “Plust Van”ı tasarladık, bu içinde oyuncaklar ve dergiler gibi objelerin depolanabileceği ve hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden minibüs şeklinde bir plastik eşya kutusu.

Üzerinde çalıştığım her bir proje ve müşteriye aynı vaat ve tutkuyla eşit davranma eğiliminde olduğum için bu deneyimlerin her biri benim için çok önemli.

Moda ve lüks endüstrisinde daha fazla yer almayı istiyorum çünkü mobilya tasarımından daha hızlı ve hafif; bu da yaratıcı sürece daha fazla özgürlük sağlıyor.

Geçtiğimiz aylarda stüdyonun faaliyetlerinin daimî bir parçası olan mobilya ve aydınlatma tasarımları için farklı fikirler üzerinde çalıştık. Bu arada benim kişisel markamın ilk adımı olmasını istediğim bir masa lambası projesi üzerinde çalışıyorum. Gerçekten çok bağlandığım bir proje ve uzun zamandır üzerinde çalışılmakta dolayısıyla fazlasıyla ilgi ve özeni hakkediyor.

Bu spesifik faaliyetlerin tümü için sürekli olarak kreatif ve reklam ajanslarıyla temas halindeyim, gıdadan yayıncılığa ve kişisel araçlara kadar farklı endüstrilerden müşteriler için özel projelerde bağımsız çalışmalar yapıyorum.

Piyasada mevcut çok sayıda tasarım önerileri dikkate alındığında başlı başına önceliği olan ve belki de biz tasarımcıların işinin en zor kısmı olan yeni ilişkiler kurmak ve fikirlerimizi geliştirmekle ilgilenen firmalar bulmak.


MICHELE RHODA



2016’daki en önemli proje benim için Rusya’daki Nikolino idi. Projenin başından beri müşterinin isteği tasarımı sınırlamamaktı. Modern organik çizgilere sahip bir Lamborghini ya da bir süper yat, yalnızca mimariyle uyum göstermekle kalmayıp aynı zamanda içinde yaşamak için de konforlu bir ortam yaratan iç mekân için ana ilham kaynağı oldu.

ARRCC olarak halen Gana, Fildişi Kıyısı, Zimbabwe, Angola, Avustralya, BAE, Bahamalar, İspanya, Moskova ABD ve Güney Afrika’da 2017 yılında tamamlanacak olan birçok lüks konut projesinde çalışıyoruz. Noom Otel zincirinin ilki Conakry’de kapılarını açtı ve Afrika’nın diğer bölgelerinde iki otel daha bu yıl içinde açılacak ve bunu diğerleri izleyecek.


MONICA ARMANI



2016 tasarım projelerim için bir diğer önemli yıl oldu ama aynı zamanda Lightweight Architecture projeleri için de öyleydi. Toplumun değişen ihtiyaçlarına mükemmelen uyduğunu düşündüğüm bir “felsefe” ve yaklaşım. Mükemmel işlevsellik ve teknolojinin sürdürülebilirlik ilkelerine, kaynakların ölçülebilir ve kontrollü kullanımına bağlı kalarak ve çevreye özen göstererek sofistike tasarımla birleşimi olan hafif mimari. Tribu için tasarladığım, teras ve bahçelerde korunaklı alanlar yaratmak için yenilikçi ve modüler, küçük ve orta ölçekli mimari sistem olan Pavilion Daybed ve Punt için tasarladığım, masif ahşabın sağlamlığı ve dokusunu şekil ve kumaşların yumuşaklığıyla birleştiren kanepe koleksiyonu Amor Cortese 2016’daki tasarımlarımdan bazıları.

Çalışmalarımda her zaman yeni fikirleri keşfetmek, sanat, tasarım ve teknik arasındaki dengeyi gözeterek, mühendislikte inovasyona ve malzeme araştırmalarına çok dikkat ederek farklı yönleri birleştirmeye çalıştım. Her fikir büyük bir meydan okumadır ve gerçekleştirilmesi için uzun bir süreç gerekir. 2017’de zorlu çalışmanın ve büyük firmalarla derin bir iş birliğinin sonucu olan bazı projeleri sunuyorum ve sonuçları konusunda heyecan duyuyorum.
Luceplan için tasarladığım üzerindeki panellerle yüksek ses emici özelliği aydınlatma ile birleştiren Diade ve Tribu için tasarladığım yeni mekanizmaya sahip Regista 2017’de sunacağım yeni tasarımlar arasında.


PAOLA LENTI

2016’da genel girişimci projemize, yeni kumaşların incelenmesine ve var olanların performanslarının geliştirilmesine, renk paletinin genişletilmesine, tasarımcılar ve üreticilerle yeni ilişkiler kurulmasına çalıştık. Her zaman için bizi tanımlayan şey şu: Çalışmalarımız asla tek bir projeye odaklanmaz, şirketin tüm yönlerini kapsar, böylece her şey aynı hızda ilerlerken, fikirlerimizi paylaşan insanlar bizimle büyür ve ancak herkesin sorumluluk sahibi olmasıyla elde edeceğimiz sonuçlarda pay sahibi olurlar.

Bu yıl için de hedefimiz aynı. Her zaman olduğu gibi pek çok yenilik olacak, öncelikle, Milano Tasarım Haftası için yeni mekân seçimi, geçen yüzyılın başından kalma eski bir fabrikada önümüzdeki nisan ayında koleksiyonlarımızı sergileyeceğiz. Ürünlerle ilgili olarak, Francesco Rota ile tamamen kontrat üzerine bir projede ilk kez çalışıyoruz; diğer tüm ürünlere benzer şekilde, “kumaş” da bu projede çok önemli bir bileşen olacak; bu yeni meydan okuma için,
dış mekân için ideal ve tamamen geri dönüştürülebilen ve kendisi gibi geri dönüşümlü malzemelerle birlikte kullanılarak bu şekilde her zaman küçük bir çevresel etki yaratan yeni bir iplik geliştirdik.


PAUL LE QUERNEC



2016 yeterince iyi bir yıl değildi. Diğer birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Fransa birkaç yıldan beri bir ekonomik krizle karşı karşıya. Bunun sonuçlarından birisi de inşaat işlerinde devlet desteğinin azalması oldu (Ben esas olarak kamu yapılarında çalışıyorum). Bu gerçek, mimaride güçlü bir eğilim başlattı: İnşaat maliyetlerinde kısıntı. Bu ekonomik korku, sofistike mimarlığı kovarak ucuz / kötü mimarlığa sebep oluyor.

Bu nedenle 2016’da “Ill Tennis Club of Strasbourg” teslim ettiğim tek yapı oldu.

2017 yılında tek beklentim turnayı gözünden vurmak!

2016 yılı boyunca yarışmalarda 3 kez ön elemeden geçtim ve bunlardan bir tanesini “Montrond-les-bains Childcare” (Çocuk bakımevi) kazandım ve aslında bu 2017 için tek projem.

Mimarlığın Fransa’daki gerçek durumunu göz önüne aldığımda giderek daha fazla yurt dışında çalışmayı ümit ediyorum, Türkiye neden olmasın?


PIPA BRADBURY



Atlanta’dan Chicago’ya henüz taşındım ve 2016 başında öncelikle, şehir merkezinde 450 metrekarelik “kahverengi kumtaşı” evimizi yenilemeye odaklandım. Amacım 1890 Viktoryan tarzı cephe ve mimari yapıyı korurken çağdaş, temiz ve modern iç mekân eklemek ve her ikisini de “yeşil” ürünler ve verimlilikle güncellemek ama aynı zamanda Chicago “kent” heyecanı ile çalışmak ve sonuçta cool, şık, zarif ve ilginç olmaktı. Tüm renovasyona yeni mutfak, banyolar,
yer döşemeleri ve her yerde 2 inç ankastre LED armatür ve asılı aydınlatmalar dahildi.

Kendilerine ait titreşen LED ışık / alev teknolojilerine uyum sağlayan aydınlatma ve sanat objeleri yaratan İtalyan Firması Vanixa ile de çalıştım. LED ışık teknolojisiyle alevlerin verdiği duyguyu kapsayan üç adet avize tasarladım. Bir tanesi biçimin saflık ve ilahiliğine, diğeri rüzgarda titreşen alevlere ve bir diğeri de sıcaklık asılı avizeyi hareket ettirirken hareket eden gölgelere odaklanıyor.

Başlangıçta Mario Bellini’nin yeni yemek masası için yola çıkarak Meritalia için bir yemek masası sandalyesi de tasarladım. Bu ürün halen incelenme aşamasında.

Projelerimin tümü daima bir diğeri kadar önemlidir, eğer her birini en önemli bulmasaydım o zaman elimden gelen gayreti gösteremezdim… ve ben daima böyle yaparım. Her zaman sahip olacak kadar şanslı olduğum ve her projeyi benzersiz, özgün ve özel kılan farklılıkları seviyorum.

Programa alınmış birkaç yeni müşterim var, Chicago kent merkezindeki bir apartmanda yeni bir müşterim için mutfak tasarımı, Los Angeles’ta yaklaşık 1.560 metrekarelik bir çiftlik evi için Versace’nin Newport plaj tarzı ile buluşacağı mutfak tasarımı ve Hollywood’da bir grup havalı genç mimarla birlikte yeni bir inşaat işim var. Bunların hepsi için çok heyecanlıyım, aynı zamanda tasarımlarımın Milano Salone 2017’de hayata geçtiğini görmeyi umuyorum.


RODRIGO TORRES



2016’da farklı alanlarda, farklı ülkeler için çeşitli projelerde çalıştım. Cassina IXC (Japonya) için ofis mobilyası, Lanscapeforms (ABD) için geniş bir kentsel aydınlatma koleksiyonu ve Challenger (Kolombiya) için komple beyaz eşya koleksiyonu bunlardan bazıları. Her proje benim için önemli ve müşterilerimle mutlak bir saygıyla yaklaşıyorum. Tasarım benim tutkum ve yarattığım her bir ürünün geliştirilmesi sürecinin tadını çıkarıyorum, her biri benim için çok önemli.

Bu yıl harika görünüyor, Japonya, Latin Amerika ve İtalya’da birkaç şirket için mobilya ve beyaz eşya gibi farklı alanlarda çalışacağım. Asıl önceliğim, müşterilerime ve son kullanıcıya mümkün olan en iyi ürünü, inanmakta olduğum tüm tasarım değerlerini taşıyan bir nesneyi sunmak.


SEVİL PEACH



Şanslıyız ki SevilPeach’de dolu ve başarılı bir yıl geçirdik. Dünyanın değişik ülkelerinde birçok heyecan verici proje tamamladık ve aynı zamanda mimar meslektaşlarımızla yeni, verimli işbirlikleri yaptığımız bir yıl oldu. 2016, Rotterdam’da “ortak çalışma” (coworking) alanı sağlayıcısı ‘Spaces’ın yeni mekânının tamamlanışını da gördü. Bu proje, eski Shell Merkez Ofisi olan, 1970’lerden kalmış, artık sevilmeyen bir ticari ofis kulesinin alt katlarının yenilenerek son teknoloji ile donatılmış “ortak çalışma” alanına dönüştürülmesini kapsıyordu. Hollanda’da onlarla birlikte geleceği düşünen operasyonlarının bir parçası olarak sürekli yenilikçi iş çözümleri yarattığımız, Spaces Vijzelstraat, Amsterdam ve Spaces Rode Olifant, The Hague’nin de dahil olduğu, altıncı yüklenimimizdi. Almanya Köln’deki 2016 Orgatec Fuarı’ndaki Vitra standının tasarımına Pernilla Ohrstedt’le iş birliği yaparak fazlasıyla dahil olduk. Burada, 2015 yılında İsviçre Birsfelden’deki Vitra merkez ofisi için tasarladığımız ofisi temel alarak ‘Studio Office’i yarattık.

Önümüzdeki yılın Kvadrat merkez ofisinin, İsviçre Re merkez ofisinin tamamlandığını ve Breda adliye binasının tamamlanmaya yaklaştığını göreceğimiz heyecan verici bir yıl olacağını şimdiden görüyoruz. Bunlara ilaveten Amsterdam Amstel’de “The Cloud” adı verilen atrium konseptinde, 24.000 metrekarelik yeni bir ofis binası üzerinde çalışmaya başladık. Bu proje, aynı binada yer alacak Spaces için diğer bir yeni “ortak çalışma” (co-working) yerleşimi ile yakından bağlantılı. Hollanda’da onlar için yaptığımız 7. Spaces projemiz üzerinde çok yakın bir zamanda çalışmaya başlayacağız.

Henüz yılın çok başındayız ve her zaman olduğu gibi önümüzde bekleyen fırsatlar ve maceralar için heyecan duyuyoruz.


STEFANO CAVAZZANA



Geçen yıl en çok dahil olduğum projeler mutfak ve banyoya ilişkin olanlardı. Hemen hemen iki yıl süreli bir çalışmadan sonra Zampieri Cucine, tasarladığım XP modelini ve yeni pişirme konsepti Segni’yi Milano Tasarım Haftası’nda sundu. Aynı sergide Novella Banyo, Archiproducts 17 ödülünü kazanacak ölçüde hem ticari hem de eleştirmenler nezdinde büyük başarı kazanan Oblon koleksiyonumu tanıttı.

Hala mutfak, banyo ve aydınlatma ile ilgileniyorum. Milano Tasarım Haftası 17’de Segni’yi tamamlayıp genişleterek hayata geçireceğim, aynı yerdeki Euroluce vesilesiyle tasarımını yaptığım Roma koleksiyonuyla cam konusunda dünyaca tanınan Venedik firması Demajo için yeni bir aydınlatma projesini de sunacağım. Mart ayında Frankfurt ISH’de amacım banyo için tamamlayıcı ve yeni elemanları yeniden tasarlamak. Geleceğe dair farklı fikirlerim var, ancak şu anda bundan bahsetmeyi tercih etmiyorum.


YVES BEHAR



2016’da AI ve robotik yeteneklerde büyük ilerlemeler gördük ve bu yeni teknolojilerin ana akımın içine nasıl entegre edileceğini tanımlamaya yardımcı olacak birkaç proje üzerinde çalışmaya başladık. Tasarım görüşümüz, distopik bir geleceği önlemek için tasarımcıların AI ve robotiklere nasıl yaklaşmaları gerektiği
konusunda bir temel oluşturmasını amaçlıyor.

Bu yıl, Londra’daki Tasarım Müzesi’ndeki son dönem tasarımlarımızla başlayarak, bu fikirlerin hayata geçirildiğini göreceğiz. Diğer ana odak noktamız ise LOVE Turntable ve Kodak için yeniden canlandırdığımız Super 8 gibi projelerle analog dünyasına en iyi teknolojiyi getirmek olacak.