Barselona Mimarisi

KP36
KP
Casa Mila
Barselona 2000 yaşını aşmış bir kent. Romalıların kurduğu kent Ortaçağ’da da büyük bir Akdeniz kentiydi. 19. Yüzyıldan 20.yüzyıla geçerken de Akdeniz’in İncisi olarak örnek ve modernist kent oldu. İki uluslararası sergi (1888 ve 1929) kente prestij ve ün getirdi. 1992 Barselona Olimpiyatları’nı ve 2004 Barselona Kültürler Forumu’nu da unutmamak lazım.

Barselona’da muhteşem bir tarih ve görsellik sentezi var. Gotik, Barok ve Modernist, yani Gaudi’nin en önde giden uygulayıcılarından biri olduğu Katalan Art Nouveau’su. Hepsi bir arada varlıklarını sürdürüyorlar. Eski dünyanın güneyinde çok canlı ve çok renkli bir merkez olmayı başarmış bir kent Barselona.
1605’de İspanyol yazar Miguel de Cervantes, Don Quixote’da karakterlerinin birine şöyle söyletiyor: “Barselona, İspanya’nın uzak, yakın düşmanları için alarm ve korku, kentte yaşayanlar için lüks ve coşku kaynağı, yabancılara sığınak, uygar ve zevk sahibi olan herkese isteyebileceğinden fazlasını sunan, ünlü, zengin ve sağlam kurulmuş bir kent. Bir zerafet okulu, seyyahlara dinlenme yeri, fakirlere koruyucu, kahramanlara yuva, dostluk arayanlara mutlu bir buluşma yeri.” Bunların çoğunu dört yüzyıl sonra bulmak hala mümkün Barselona’da.
19. Yüzyılda İldefons Cerda’nın ütopik kent planı ile, orijinal Ortaçağ kenti eşit karelerden oluşan bir grid planla genişletilmiş. Eixample denilen yeni kent alanı, eski kenti kuşatarak genişlemiş.

Barselona’nın kaderi liman şehri olarak çizilmiş ve hep ticaretle uğraşan bir kent olmuş. Diğer Akdenizlilerle bağlar kurmuş. Hatta kıta Avrupası’na ve Amerika’ya kadar kadar uzanmış. 20. Yüzyıla gelinirken Barselona’da var edilen o zengin görsel kültür Küba’nın zenginliklerinden Katalanlar’ın payına düşenlerle oluşmuş. Bu da Katalan kültürüne farklı kültürlere açılmak, yeni fikirlere ve estetik hareketlere açık olmak, onları kendi yorumlarıyla tekrar üretmek gibi şanslar vermiş. Böylece başkaları için bu kadar çekici olmuşlar. 

İtalyan Rönesansı gibi bir Rönesans yaşamayan Katalonya’da, 1885-1910 arasında Barselona mimarlık alanında çiçek açtı. Tamamen kendilerine ait bir yorum olan Modernista dedikleri Katalan Modernizm’ini yarattılar. Aynı şeyi resim ve heykelleri için de söyleyebilirmiyiz, emin değilim. Eğlenceli türev resim ve heykeller yapılmış fakat Katalonya ve özellikle Barselona’nın mimarlıktaki rönesansı gerçekten orijinal.
Kamusal alandaki kültür sanat etkinlikleri, bu alanlarda var olan reklam ve tanıtım panoları, hepsi çok önemsenmelidir. Kendimizden başladık halbuki soruda Barselona vardı. 

1990’dan bu yana hem Barselonalılar ve hem de ziyaretçiler, unutulmuş gibi görünen sokakları, plajları ve diğer kamusal alanları; 2004’deki Kültürler Forumu ile de kentin kentten ayrılmış gibi duran güneydoğu ucunu geri kazandılar. Sürdürülebilir gelişme kavramı yeni bir içerikle hakla buluşturuldu. Forum Park kamuyu biraraya gelmeye özendirici bir biçimde tasarlandı. Kültürler Forum’una mekân olan Palau de Congressos iç mekânları kadar binanın zemin katı olarak var edilmiş olan kamusal alanla Barselonalıları kamusal aktiviteleri davet ediyor. Yanıbaşındaki CCIB, tasarımcıları tarafından, komşu şık üçgen binanın yani, Palau de Congressos’un tamamlayıcısı olarak nitelendiriliyor ve Esplanada del Forum adını alarak kenti kuzey-batı güney-doğu yönünde kateden muhteşem Avinguada Diagonal’in uzantısı olarak devam ediyor.

Barselona Kent Dokusunu Korumak için Alınan Önlemler


Bir kent büyümeyi ve değişimi kendi doğasına uygun yaşamalı. Kentsel gelişim genellenemez, her kent kendi kurallarıyla büyümeli ve değişmeli. Yoksa, kimliksizleşmiş, birbirine benzeyen kentler oluşur. 
Kamusal alanlar, söz konusu toplumun kamusal alandan ne anladığının göstergesi. Burada da mimarlığın ebedi tanımı çıkıyor karşımıza. Dünyadaki varlığımızı somutlaştıran ve yapılandıran, fiziksel ve yaşanmış varoluşumuzun görünür halleridir mimarlık. Binalar ve kentler bizimle ilgili gerçekliğin akışını düzenleyen, onu anlamamızı ve hatırlamamızı sağlayan ve sonuçta kendimizi anlamamızı ve tanımamızı sağlayan görüngülerdir. Kamusal alan derken bir yandan devleti temsil eden bir şey, diğer yandan da halkın kendini bulabildiği alanlar anlaşılıyor. Yani hangi sosyo-kültürel katmanın temsilcisi olmanın önemli olmaması hali... 

Sesini duyurmak isteyenin varlık gösterebileceği ortak bir mekân olmalı kamusal alan. Sokaklar, caddeler, meydanlar, parklar kamusal alan tanımı içinde olan yerlerdir. Ama gerçek kamusal alanlar olabilmeleri bütün kontrol mekanizmalarından arındırılmış, bireylerin özgürce varolabileceği, farklı fikirleri olanların birbirlerini dinleyip, diyalog kurabilecekleri yerler olmalıdır. Kamusal alan kavramından devletin varlığının değil, halkın varlığının hissedildiği yerleri anlamak gerekir. 
İstanbul özelinde şimdilerde sokak, cadde, meydan, park gibi kamusal alanlarda çok da özgür olduğumuz söylenemez. Kentin nasıl kullanılması gerektiği konusunda bir yönlendirme yapması gereken bir kentsel dönüşüm geçiriyor İstanbul. Gerçek kamusal kültürün inşasına da aracı olacak mı acaba bu değişim? 

Bunlar Barselona özelinde gerçekleştirilmiş son 25 yılın kamusal alan gelişmeleri. Kamusal alan Barselona için yeni bir kavram değil. Ortaçağ’dan bu yana sayısız irili ufaklı meydan eski Barselona’da varlığını sürdürüyor. Beni en çok etkileyenlerin başında Plaça de Sant Neri ve Plaça del Rei geliyor. Cerda planı ile varolan Eixample semti, 133x133 m2’lik grid düzenle eski kentin yeni düzgün geometrik uzantısı olarak gelişirken, yeni yapı adalarının ortasındaki boşluğu kamusal alanlar olarak halka geri vermeyi ihmal etmedi. Bunların ünlüleri olarak Torre de les Aigües Bahçelerini, Gran Via’da Cesar Martinelli Bahçelerini sayabilirim. Cerda planıyla oluşan kamusal parkların 40 kadar olduğunu okumuştum. Kentin çok sayıdaki diğer parkları, yeşil vahalar olarak kent yaşamını zenginleştiriyorlar. Kentin eski üretim makinesi olan endüstriyel bölgenin, yeni adıyla 22@ bölgesinin, ikinci hayatına geçerken beraberinde kamusal alanlarını da getirmeyi ihmal etmemişler. 

Barselona ile Özdeşleşen Onu En İyi Yansıtan Bina/Mekân/Simge

Sagrada Familia
Sıradan bir ziyaretçi için Barselona’yı Colomb Anıtı simgeleyebilirdi belki... Tek parça düşey bir eleman olarak, 20. yüzyıl sonlarında onun yerine başka mimarlık ürünlerinin adları da sayılabilirdi. Ama arkasında daha derin bir öykü ararsak, kentle özdeşleşen yapı olarak Sagrada Familia demeyi uygun bulurum. Sıradan olmayan bir hikayesi var Sagrada Familia’nın ve daha uzun bir zaman biteceğe benzemiyor.
1882’de yaşlı kitapçı Josep Maria Bocabella halktan topladığı bağışlarla Kutsal Ailenin Çocukları Derneği’nin büyük projesi olan kilisenin temelini attı. Kilise neo-gotik bir model üzerinden inşa edilmeye başlandı. Mimarı Francisco de Paula del Villar’dı. Murcia’lı yaşlı, dürüst bir mimar olan Vilar, Gaudi’nin hocalarından biriydi. Planlar tamamlanıp mezar odasının inşası başlayınca farklı görüşler de ortaya çıkmaya başlamıştı. Vilar kolonlarla ilgili farklı bir görüş sergilerken, girişimci Bocabella’nın danışmanı daha başka bir görüşteydi. Tartışmalar sonucu Villar istifa etti. Gaudi’nin işi devralması 1883’de gerçekleşti; fakat ancak 1914’ten sonra Gaudi tüm varlığını Sagrada Familia’ya adamış olarak yaşadı. Devraldığı gotik kilise doğadan aldığı ilhamlar doğrultusunda transforme oluyordu. Onda çevresinde var olan imgeleri uygun malzemelerle üç boyutlu olarak var edebilme yeteneği; çevresindeki sıradan veya karmaşık durumları görülmemiş bir mimari iletişim diliyle anlatabilme becerisi vardı. Sagrada Familia’nın cephesi İsa’nın yaşam öyküsünü anlatacaktı. Tabii Gaudi’nin artistik öngörülerinin dinsel yorumları biçiminde. Kulelere gelince, düşey parabolik kuleler yerçekimiyle ışığın buluşması hali diyordu Gaudi. 
Gaudi bu formla bu yapının kentin en muhteşem süsü olacağını düşünüyordu. “Kulelerin tepelerine bakın” diyordu. “Yeryüzü ve gökyüzü bundan daha muhteşem bir biçimde bir araya getirilebilir mi? Kente denizden gelenlere ilk olarak bu renkli mozaikler hoşgeldiniz diyecek!” diye ekliyordu.

Gaudi’ye göre Sagrada Familia’nın herkese vereceği farklı bir mesajı olacaktı. Mesajı popülarize etmeye hiç gerek yoktu çünkü o anlayana hitap ediyordu. İş yavaş gidiyor diyenlere cevabı “Patronumun acelesi yok” oluyordu. Zaten dostça ayrıldığı yegane patronu Tanrı olmuştu. 
Her ziyaretimde yeni bir şeylerini keşfettiğim bu bitmeyen yapıda, başka hiç bir yapıda olmayan bir gizem var. Yerel kişilerle bu konuyu konuşma fırsatı bulduğumda, “ Orjinal bir proje olmadan bu boşuna bir uğraş” diyenler var. Hatta bu kadar çok Japon ziyaretçisi olduğu için, “Burası istasyon olmalı, buradan Kyoto’ya hızlı tren koymalılar” diyenler de. Bu önerilerin çok radikal olduğunu düşünürken, tamamen yıkılmasını önerenleri de duydum. 
Gaudi’nin kendi kişisel çatışmaları kadar, son işi Sagrada Familia da UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındığı 2005’den bu yana giderek artan bir kültürel çatışma alanı yaratıyor. Ben de cephelerdeki tuhaf heykelleri ve detayları katmadan, mimarlığının sırad ışı olduğunu kabul ediyorum ve Barselona’yla özdeşleşmiş olduğunu düşünüyorum. 

Barselona’yı Şekillendiren Malzeme...


Tüm dünyada olduğu gibi taş, beton, çelik, cam vs. mimarlık uygulamalarının, yapıların tektonik dilinin ve inşa edilişinin malzemeleri olarak Barselona’da da karşımıza çıkıyor. Ama, ayırıcı özel bir malzeme olarak kent dokusunda en öne çıkan bence Barselona’nın renkli seramikleri. Sadece Gaudi işlerinde değil, modern bir evde de pencerelere renkli seramiklerle denizlikler yapmak her yerde rastlanan sıradan bir uygulama. Yapı inşa etme becerisinin özüne yerleşmiş bu renkli seramikler.
 


Kent Sembolü ve Öyküsü... 

Gaudi'nin Hidrolik Mozaik'i
Barselona’ya özel bir sembol olarak, Gaudi’nin tasarlamış olduğu, hidrolik mozaik de denilen, yer kaplamalarını görüyorum. Barselona merkezli, kaliteli kent mobilyaları üreten bir endüstriyel kuruluş olan, “ESCOFET, 1886 S.A” için altıgen biçimli mozaikler, üçte biri farklı desenler olmak üzere tasarlanmış. 
Desenlerin hepsi Gaudi’nin seçtiği deniz temalarından oluşuyor. Altıgen mozaikler benzer köşeleri bir araya gelecek şekilde döşenerek bütünleşiyorlar. Barselona merkezde yürürken bu mozaikleri incelikle renklendirilmiş parlak bir taş yüzey olarak duyumsayabilirsiniz.