A Tasarım Mimarlık: Hamburg Gezisi - Çalıştayı İzlenimleri

KP36
KP

Hamburg kent dokusunu nasıl tanımlıyorsunuz? Sizi en çok etkileyen yapı/mekân/detay hangisi?

Ali Osman ÖZTÜRK: Hamburg, eski ve yeni mimarinin bir arada olduğu önemli uygulamaları barındıran büyük bir liman kenti. Bitişik düzendeki Hamburg Speicherstadt serbest liman bölgesinin dokusunu, kırmızı tuğla cepheler ve bakır çatıların yeşili, liman kentinin kendine özgü mimari detayları olan vinçler, yükleme platformları ve binaları, su kanalları ve köprüler oluşturuyor.
 
Bir yapının etkilemesinin ötesinde büyük bir dönüşüm projesinin kente yeniden kazandırılmasının boyutu etkileyiciydi. Tarihi ambar bölgesi ve Elbe Nehri arasındaki HafenCity (Liman Kent) bölgesi için yapılan çalışmaları ‘GMP’ firmasının kurucu ortaklarından Profesör Volkwin Marg’ın anıları ile birlikte dinlemek bizler için bir ayrıcalıktı. Karar vericilere, kente ait olan bir bölgenin, kente yeniden katılmasının ısrarlı anlatımını; vazgeçmeden inanarak, anlatarak uygulama süreçlerinin önünü açıcı girişimlerini Marg’dan heyecanla dinledik. Bu bölgeyi GMP ile birlikte gezerken katılımcı bir ortamın nasıl oluşturulduğunun yansımalarını yerinde gördük. Yarışma süreci oluşturularak nitelikli yapıların seçimi, uygulaması, kontrolü, kentteki dokuyu sürdürmedeki izleri önemli anlardı. Özellikle bu bölgede yeni bir yaşam alanı oluşturulması için yapılan uygulamalar etkileyiciydi. Kıyı şeridi düzenlemelerini de içeren proje tamamlandığında, kent merkezini sosyal ve kültürel olarak etkileyecek bir yerleşim olacak.
 
Kentteki gelgitler hayatı etkileyecek seviyelere ulaşabiliyor. Coğrafi bir olaya göre tüm kentte alınan teknolojik önlemler ilginçti. Suların yükselmesine göre kapanan bariyerler, otoparkların belli bir saatte gel git olayına göre boşaltılması…Toplumsal yaşamı etkileyen bu olaya göre kent mekânlarında yapılan düzenlemeler bir hayli ilginçti.
 
Kenti gezerken programımızda olan yapıları inceleme şansımız oldu. GMP firmasının bizlere eşlik etmesi ile birlikte Priedamann firmasından Kaan Kuran’ın katılımıyla Hamburg gezisi başka boyutlar kazandı. Hamburg’dan sonra Lübeck kentindeki MUK (Musik-Und Kongreßhalle) binasını Wolfgang Haux’un deneyimleri ile ayrıntılı bir şekilde gezdik. Dünyanın önde gelen mimarlık firmalarından biri olan GMP ofisinin ziyareti de bu gezinin önemli bir bölümünü oluşturdu.
 


Bir kenti farklı bakış açılarına sahip kişilerden oluşan bir ekiple tanımaya çalışmanın nasıl avantajları oldu?

Ali Osman ÖZTÜRK: Yıllardır düzenlediğimiz bu aktivitelerde deneyimlediğimiz önemli mekânlar, detaylar oldu. Ekiple birlikte gezmenin ortak bir bellek oluşturmasının önemine inanarak her defasında birbirinden farklı deneyimler edindik. Bu birikimleri proje çalışırken hissediyoruz. Yapıları yerinde görmek, çalışma ortamımıza başka boyutlar katıyor. Takım çalışmasının yapıldığı A Tasarımda kentsel ölçekten, yapı ölçeğine kadar deneyimlediğimiz farklı bilgileri birbirimize aktarma imkanı doğuyor.
 
Ofisteki ekiplerin katılımıyla hazırladığımız programımız kentsel uygulamalar, şantiye gezisi, işbirliği yaptığımız GMP firması ile birlikte yapılarını yakından tanıma imkanı sundu. Kentteki uygulamaları burada yaşayan bir mimarlık grubundan dinlemek ve tanımak da ayrıca eşşiz bir deneyim ortamı sağladı.
 


Bu gezi sonrası projelerinize en çok yansıyacak izlenim veya değişiklik ne olacak?

Ali Osman ÖZTÜRK: Genel olarak mimariyi yerinde görme, ölçeği ile tüm yapıyı kent dokusu içinde algılamanın birikimimize faydaları olacağına inanıyorum. Her yeni öğrendiğimiz şey bir çağrışım bırakacak bir altyapıyı hazırlıyor. Tüm kente ait bir dokuyu kamusal alanlarıyla kente katmak, bir vizyon projesinin gerçekleştirilmesindeki çabaların sonucunu görmek büyük bir proje konusu. Marg, HafenCity’de tasarladığı ve üzerinde yürüdüğümüz köprüyü bize anlatırken geçmişten nasıl örnek alındığını “Tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok” sözüyle özetliyordu. Görmenin sınırları deneyimledikçe çoğalıyor. Büyük ölçekli bir dönüşümün hikayesini yerinde dinlemek, uygulama sürecini doğru platformlar kurarak gerçekleşmesini görmek açısından önemli bir deneyimdi. Birikimleri zamanla ortaya çıkacak. İyi bir şey yaptığına inanarak kentteki karar vericileri doğru uygulamalara teşvik etmenin bilinci ile hareket edeceğimizi biliyorum.
 


“Hamburg kent dokusunu koruması, yeni ve eskinin bir aradalığı, yeni yapıların eski yapılara verdiği referanslar bağlamında iyi bir şehir. Profesör Marg’ın liman bölgesinde verdiği bilgiler ve bölge gezisi çok bilgilendiriciydi. Tarihi yapıların korunması, yeni fonksiyonlar eklenerek kullanılması ve tarih içindeki serüvenlerini tarihi yaşayan birinden dinlemek beni epeyce heyecanlandırdı…
 
Liman kenti olarak öne çıkan kentin liman bölgesinin yeni planlamalara açılması ve bu planlamanın şehrin içinde yeni ve yabancılaşmadan kente katılması başarılı bir örnek. Umarım her kentin gelişimi için örnek olur, bitmeden bir ikon haline gelen filarmoni binası, Elbe Nehri ve liman bölgesi Hamburg için bellekte iz bırakan imgeler.
İyi bir organizasyonla gerçekleştirdiğimiz Hamburg gezimizde keşke biraz daha kaybolabilseydik, her şey saat gibi işlemeseydi…”
 
Levent BALCI
 


“Hamburg denizden uzaklığını unutturan ilişkide düzene sahip bir şehir. Merkezin kuzeyinden geçen Elbe Nehri ve kanallarla buluşulduğunda dünyada en çok köprü barındıran şehir olması anlaşılır hale geliyor. Nehir üzerinde kurulu sayısız vinç farklı büyüklüklerdeki gemilerin akışına uygun şeklide yavaşça hareket ederken şehir içinde bir şehir daha olduğu hissini uyandırıyor. Liman bölgesi, çok daha ilgi çekici bir doku oluşuyla dönüp kent merkezine bakmayı zorlaştırıyor.
 
Serbest bölgede kanallar boyunca uzanan, A’dan Z’ye kadar isimlendirilmiş birbirinin aynı tuğla cepheli depo yapıları yer alıyor. HafenCity bölgesinde gerçekleşen kent planlaması ise modern yüzü ve aynı zamanda ticaretle şekillenen liman bölgesine entegre oluşuyla kenti her anlamda öteye taşıyor.”
 
Nil Ece İNCE
 


“Büyük şehrin koşuşturmasının ortasında zengin bir yeşil, koyu mavi kıyılar ve su kenarları ile Hamburg doğa ile kent yaşamının bir arada ne kadar uyumlu olabileceğini kanıtlayan ve şehircilik açısından önemli bir şehir. ‘Su kenarındaki yeşil metropol’ olarak ün yapmış olan Hamburg’da şehrin neredeyse yarısının yeşil alanlar, koruma altındaki doğal alanlar ve ormanlardan oluşuyor olması 2011’de ‘Avrupa Çevre Başkenti Ödülün’ü alan bir kent için şaşırtıcı bir durum değil. Ama İstanbul’da yaşayan bizler için huzur demek.
 
Bize şehri tanıtan kişinin bu şehrin II. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişiminde önemli rol oynayan Profesör Marg olması da mimari gezimize ayrıca değer kattı. Kendisinden aldığımız bilgiler çok önemliydi. Örneğin Fransızca olan bulvar kelimesinin Napolyon’un Almanya’yı işgal ederken yıktığı Almanların bolberg ismini verdiği surların yerine geniş ve ağaçlıklı allelerin oluşmasından geldiğini öğrenmek ve şehri çocuğu gibi gören Prof. Marg’ın Hamburg için söylediği ‘Ben bu şehrin babasıyım ve bugüne kadar büyüttüğüm evladımı yetişmesi için başkalarının eline veriyorum ve bu sürece ara ara katılsam da sürece müdahale edemiyorum’ cümlesi aklımda kalan cümlelerden.
 
Hamburg’un diğer liman kentlerinin aksine denizden 100 km kadar içeride olması ve buna rağmen bu kadar gelişmesi, şehirde 24 saat içerisinde iki kez gelgit olması ve şehir mimarisinin de tabiat şartlarına göre gelişmesi dikkat çekici noktalardı. Yine Profesör Marg’ın şehir için söylediği ‘Almanya Hitler’den sonra büyük aks ve binalardan korkar oldu. Böyle bir salata yapmayı, büyük aks ve alleler oluşturmaya tercih etti. Ama zamanla sakinleşip öğreniyoruz ve karmaşadan daha sakin bir yapılaşmaya doğru gidiyoruz’ yorumu gibi, şehir daha yalın, sakin ve uyumlu bir mimari anlayışa ulaşmaya çalışıyor.
 
İlhan ŞİMŞEK
 


“Hamburg köklerine bağlı ancak çağdaş bir şehir olarak kaldı aklımda. Az sayıda kent ölçeğinden farklı tasarlanmış binaya sahip olsa da genel olarak mütevazi ve geçmişle bağı kuvvetli, kolay adapte olabilen bir şehir. Yüzyıllarla ölçülen farklı dönem yapılarını bir arada tutabildiği gibi aynı zamanda yeni koşullara uyum sağlamış ve son teknolojilere sahip. Kente baktığınız bir sahnede tüm katmanları bir arada seyredebilme imkanı sunuyor size. Özellikle farklı dönemlere ait tuğla kullanım teknikleri bu durumun en güzel örneklerinden biri.
 
Eski ambar yapıları kenti ikiye bölen bir sur görevi görüyor. HafenCity ve eski şehir merkezi bu yapılarla ayrılmış durumda. Ancak eski ambar yapıları arasında tasarlanmış olan köprüler bu iki karakterdeki yaka arasında geçişi sağlıyor.
Kentin iklimine ve değişken su seviyelerine adapte oluş mekanizmaları gerçekten insanı etkiliyor.
 
Yüzyıllık Elbe Tüneli başta olmak üzere ulaşım ağı, yaya dolaşımı, bisiklet kullanım rahatlığı ve kamusal alanların çokluğu kentliyi düşünen bir şehir olduğunu hissettiriyor.
 
Serra Aslı SAY
 


“Almanya’nın kuzeyinde yer alan şehir, tarihi dokusu ve büyük bir liman kenti oluşuyla etkisini hissettiriyor. Kentin en çok dikkat çeken yanlarından biri ise Liman’ın kuzey denizinden 100 km kadar içeride oluşması. Kent içerisinde birçok nehir ve göl bulunuyor; bu nedenle Avrupa’daki en çok köprüye sahip şehir.
 
II. Dünya Savaşı’nda çok ağır bir yıkıma uğrayan kent, şuan ki durumu ile Avrupa’da görülmeye değer çok önemli bir yere sahip. Kentte gezerken yaşanan tarihi dokuyu hissetmemek elde değil.
 
Kenti mimari olarak ele aldığımızda ise; Almanların her zaman olduğu gibi ince işçiliği ve mimari olarak ne kadar iyi seviyede olduklarını görebiliyoruz. HafenCity Liman bölgesinde bulunan birçok iyi mimarın bir araya gelerek yaptığı şehir planlaması ve liman bölgesindeki çalışma, kente mimari anlamda değer katan yapılardan.
 
Hamburg kentinin önemli mimarlık ofislerinden biri ve iş ortağımız olan GMP Mimarlık Ofisi ile yapmış olduğumuz şehir turunda ise Profesör Volkwin Marg ve Wolfgang Haux, kentin dokusunu hissetmemizde bizlere fazlasıyla yardımcı oldu. Mimari bir gezi düşünülüyor ise programa birinci sırada alınması gereken ve mutlaka görülmesi gereken bir şehir.”
 
Ersin CANDAN
 


“Kentin liman ile bütünleşme duygusunun yoğun bir şekilde hissedildiği bu yer kuzey Avrupa’nın ticarete açılma noktası. Liman ve doğal olarak oluşan ticaret yaşamı kentleşmede önemli bir olgu haline gelmiş.
 
Ticaret ile birlikte gelen ürünlerin şehre dağılımını sağlamak için oluşturulan su kanalları, kentin derinlerine inerek önemli akslar tanımlamışlar. Yıllar boyunca oluşan bu su kanalları, bir anlamda kentin can damarlarını oluşturmuş.
 
Kanallar ve su yolları etrafında yapılan depo binaları şehrin yapı tipolojisinde önemli bir yer tutuyor. Yıllar boyunca ticaret mallarının dağıtım yeri olarak kullanılan binaların değişerek ve dönüşerek kentin kullanımına devam etmesi önemli bir kent başarısı.
 
Avrupa’da genel anlamda yoğun olarak kullanılan ‘tuğla’nın herhalde en çok yakıştığı şehir Hamburg olsa gerek, farklı iklimi ve dramatik yapısı tuğla ile mükemmel bir uyum sağlamış. Yaşamış olduğumuz yüzyıla ait yapılarda kullanılan tuğla, geçmiş yüzyılla olan bağları güçlendirmiş, gerek yapı tipolojisindeki dönüşümün başarısı, gerekse kent kullanımlarının liman ile bütünleşmesi sayesinde Hamburg geçmiş ve geleceğe ait bir kent olarak sanırım uzun yıllar yaşamını sürdürecek ve görülmesi gereken bir yer olarak zihinlerde kalacak.”
 
Harun KARABULUT
 

“A Tasarım’ın bu yıl durağı olan Hamburg’un, savaş sonrası yenilenen ve bu yenilenme esnasında tarihine uygun olması için cephesine tuğla kullanılan binalar ve aralarından geçen su kanalları ile romantik ve nostaljik bir liman kenti olduğunu gözlemledim. GMP Arkitektin’in misafirperverliği ve Profesör Volkwin Marg’ın şehrin deniz ticaretinden etkilenmemesi amacıyla, limanı şehir dışına kurdurma ve HafenCity bölgesini de kent merkezine katma çabalarını dinleyince, anladım ki burada kent için gerçekten çok çaba sarf ediliyor.
 
Önemli limanları olması dışında sanata özellikle müziğe olan düşkünlüğü bu şehrin ana kültürü olmuş durumda. Bu amaçla inşaatı başlayan ancak tamamlanamayan Elbe Filarmoni Binası’nın şantiyesini gezme şansı elde ettim ve eski bir liman depo üzerine inşa edilen bu modern yapının geçmişi ve şimdiyi birleştirmesinden gerçekten çok etkilendim.
 
Fikirlerime ve tecrübelerime katkısı saymakla bitmeyen bu gezi, Hamburg’dan sonra yine bir liman kasabası olan Lübeck ziyareti ile tamamlandı.”
 
Hasret Devran İNCE
 

“Kent-Liman... Liman-Kent...
Her seyrettiğinizde farklı bir manzara tattıran liman kenti.
 
Alışılagelenin aksine Liman; kentin en görülesi yeri. Klasik Alman kentlerine göre farklı ve özel bir siluet oluşturuyor.
Limandaki süreklilik ve hareket kentin yaşam ve oluşum kaynağı. Onlarca kanalla, liman adeta şehrin içine doğru sızıyor, şekillendiriyor, düzenliyor, bozuyor. Tam da bu bölgedeki dönüşüm ve gelişim, defalarca yara almış şehrin usanmadan yenilenmesine çok iyi bir örnek.
 
Her bir yapı, Hamburg ve özellikle limana karşı nezaketle tasarlanmış. Eski ve yeni arasında adım adım adım kat etmek gerek kenti. Liman ve ticaret olguları, beraberinde kozmopolit bir kültür oluştururken; şehir tıkır tıkır işleyen bir saat gibi.”
 
Hatice BAŞTABAK
 

“İnsan odaklı kent planlamasının en güzel örneği…
Şehirdeki en dikkat çekici unsur bu bence. Elbe nehri havzasında ve denizden içeride olan bir şehrin gemi tonajlarının, hacimlerinin büyümesi nedeniyle nehre girememesi, buralardaki depoların işlevsiz kalması sonucunda başlatılan yarışmayla eyaletin liman kentine dönüşümünün en güzel örneği… Volkwin Marg eşliğinde gezdiğimiz şehrin yıllar içerisindeki dönüşümü gerçekten büyüleyiciydi.
 
Liman bölgesindeki her bir parsel, ünlü mimarların yaratıcı ellerine bırakılmış ve farklı malzemeler, faklı tasarımlar olmasına rağmen bütünlük ustaca sağlanmış. Bu planlamalarda halkın katılımına oldukça önem verilmiş, gerçekten yaşayan, nefes alabilen bir şehir.
 
Bu kentte her şey önce çevreyi korumak adına; hava kirliliği, gürültü kirliliği, iklimi korumaya yönelik yapılanlar, bu bölgenin hem yatırımcılar açısından cazip, hem nefes alan, hem de insanlar açısından yaşam kalitesi yüksek bir şehir olmasını sağlamış. Zaten 2011 Avrupa çevre başkenti seçilmesi bunun en büyük kanıtı…
 
Etkileyici yapılardan birisi de HafenCity’de yer alan eski yapının yıkılmayıp üzerine cam konstrüksiyon ağırlıklı eklentinin yapıldığı Elbe Filarmoni konser salonu… Ve burada yer alan Magellen terasları… Dalmankai basamakları gibi halkın suya yakın olması, nefes alması adına yapılmış bir alan...
 
Yasemin RENÇBER ÜNAL