Bozkurt GÜRSOYTRAK

Emrah ATEŞ

1- Bozkurt Bey, 30 yılı aşkın mimarlık tecrübenizle, 1984 yılında kurduğunuz Boyut Mimarlık’da çalışmalarınıza devam ediyorsunuz. Bize mimarlık serüveninizden ve bugünkü faaliyetlerinizden bahseder misiniz?
 
1975 yılında Üniversite’de hocam Yalçın Oğuz Beate Oğuz mimarlık bürosunda öğrenci olarak çalışarak mimarlığa giriş yaptım. 1979 yılında ise mimar olarak meslek yaşamıma başladım. Mimar ünvanını aldıktan sonra çeşitli ulusal yarışmalara girerek birincilikler ve çeşitli ödüller aldık. Kazandığımız birinciliklerle birlikte 1984 yılında kendi mimarlık büromuzu açarak kurumsal olarak mesleği sürdürmeye başladık.1984’den sonra uluslararası alanda çalışmaya başladık. Yurtdışında proje yapma pratiği, mesleğimizi geliştirerek yeniden eğitim görme olanağını verdi. Uluslararası normları ve şartnameleri öğrenerek daha da yarışmacı niteliklere kavuştuk. Tasarım ve yapı yaptığımız ülkeler; Hollanda, Almanya, Polonya, Litvanya, Bağımsız devletler topluluğu (St. Petersburg, Moskova, Volgograd, Novosibirsk, Başkurdistan, Ingusetya, Sverdlosk, Karaçay, İrkutsk, Saka(Yakut), Krasnoyarnsk gibi bölge ve devletlerde), Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan, Sudan, Libya, İsveç devletlerindedir. Hemen hemen her konuda tasarım ve yapı yaptık. Karma kullanımlı yapılar. (avm,ofis,konut,ticaret..)
 
Yönetim ve iş merkezleri (ofisler, alışveriş merkezleri) Turizm yapıları (oteller ve tatil köyleri) Konutlar, apartmanlar, toplu konutlar, resmi yönetim yapıları, sağlık yapıları, spor yapıları endüstri yapıları, eğitim yapıları, kültür yapıları, ulaşım yapıları, restorasyon, şehir planlama, çevre düzenleme, dekorasyon gibi alanlarda çalıştım.
 
Yabancı ülkelerde yaptığımız projeler sayesinde ofisimizi sürekli güncelledik, uluslararası standartları öğrendik ve uyguladık. Yabancı mimarlık ofisleriyle birlikte çeşitli projeler yaptık; Foster and partners, Robert Stern, Design International gibi ofislerle çeşitli projelerde beraber çalışma fırsatı yakaladık.

2- Projelerinizde en çok neye dikkat edersiniz, nelere öncelik verirsiniz? Mimari anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?

Tasarımın yüzyılı, yeri zamanı değişse de temel ilkeler geçerliliğini koruyor. Örneğin; Vitruvius’un üç temel ilkesi; Utilitas (kullanım,işlev) Firmitas (strüktür, çatkı, teknoloji), Venustas (estetik, oran, biçim) birlikte olmaya devam edecek. Bazen biri diğerinin önüne geçebilir; bazen hepsi eşit rol dağılımına sahip olabilir. Ayrıca biz bu ilkelerden önce “bağlam’’a (context) dokuya önem vermekte ve buradan tasarıma başlamaktayız. Tasarım yapılan her alan bir ‘bütün’ün parçasıdır, önce bütünü anlamaya çalışıyoruz.
 
Tasarımları her anlamda sürdürebilir yapmaya çalışıyoruz ve bu ilkenin parçası olarak yeşil prensipleri uyguluyoruz ya da işverenleri bu konuda ikna etmeye çalışıyoruz, kimlikli olmasına çalışıyoruz. Çeşitli hareketlerden esinlenmekle birlikte özgün yapılar yapmaya çalışıyoruz. Yapıya uzaktan baktığımız gibi içeriden de, dışarıya bakıyoruz. Çağımızda önemli ölçütlerden biri de ekonomik yapılar elde etmek.

3- Başarılı mimar kimdir sizce? Kariyerinizde başarılı olmanızı neye bağlıyorsunuz?

Ülkemizde öncelikle düzgün yapılar yapan kişiyi başarılı mimar olarak görüyorum, kalıcı yapılar yaparak “moda” ya da “trendleri” taklit etmeyen mimarı başarılı buluyorum.
 
Ancak mimarlara çok geniş olanaklar verilmediğini de düşünüyorum, mimar olarak önceden tanımlanmış kent parsellerinde çalışmak çok anlamlı olmadığı gibi başarılı mimar üretmek içinde uygun olmayan bir sistem var. Başarılı mimarların, daha büyük ölçekte çalışma şansına sahip mimarlar olduğunu düşünüyorum. Gerçekten mimarların karar verici olduğu (tabi ki diğer disiplinlerle birlikte) yarışmalardan çıkan mimarları başarılı buluyorum. Taklitçilikten uzak, yapı programını da yorumlayabilen; siyasi iradenin dışında tasarım yapabilen mimarların, insanı, toplumu esas alan mimarların, başarılı olduğunu düşünüyorum.
 
Kendimi başarılı olarak tanımlayamıyorum ancak gelecekte yapacaklarımızla başarılı olacağımıza inanıyorum. Amacım yapılar yaparak bu “söyleme” ulaşmak.

4- Dergimizin bu sayısının ana teması olarak “kent” kavramını inceliyoruz. Öncelikle “kent” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Yurtiçi ve yurtdışında şehir planlama projesi tecrübesi olan bir isim olarak kentlerin geleceği hakkındaki düşünceniz nedir?
 
Kent öncelikle kültür üreten sunan birlikteliktir. İnsanların toplandıkları her yer kent ismini alsa da kent değildir. Kent çeşitli parçaların bir araya geldiği bir örgü, bir iklimdir. Temelinde üretim vardır. Kent, kültür, sosyal ilişkiler, hizmet, barınma, ulaşım, eğlence, sağlık üretir. Türkiye ne yazık ki 1950’lerden beri plansız siyasi erklere göre hareket ederek başıboş bir gelişim gösteriyor kentleşme konusunda. Geçmişte organik ve bir ekosistem içinde gelişen kentler; göç, çarpık endüstrilere ve birçok etkenle birlikte gelişigüzel gelişiyor. Erkler (siyasi, ekonomik, piyasa) bu gelişigüzel gelişmeyi ya da gelişememeyi doğuruyor. Gelişememek bu şekilde devam ederse kentler bir yığılma, çöküntü alanları haline gelecek. Kentlerimizin, ‘piyasa’ baskılarından uzak (ama tabi ki ekonomik etkene dayalı) planlamaya ihtiyacı var. Ülkemiz ‘planlama’ kavramını unuttu. Parça parça kararlarla kentler oluşuyor. Ülke bütününde en küçük köyüne, tepesine, ağacına kadar ve insan odaklı olarak bütüncül bir planlamaya ihtiyacı var.

5- Gezi Parkı ülke gündemini uzun bir süre meşgul eden bir konuydu. Şehir planlaması ve kent sakinleri açısından bu gündemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir şehrin ortak kullanıma açık alanları konusunda nasıl hareket edilmeli?
 
Dünyada da gelirin uygun dağıldığı alanlarda kentliler kentlerine daha çok sahip çıkıyor; kenti korumakla kalmıyor ve geliştiriyorlar da. Merkezin güçlü olduğu devletlerde halk katılımcı ise planlamalar sonucu kent olumlu gelişirken, halkın katılımcı olmadığı devletlerde yapay, yaşamayan kentler oluşuyor.
Kent kullanıcıları ve vatandaşlar karar sürecinde etkili olmalı söz hakkı olmalı. Siyasi erkin tek başına aldığı kararlarla sadece piyasa etkeni ile kararlar alınmamalı, buradan hareketle oluşan planlama olmamalı. Kentlerde açık alanlar, parklar, sahiller, ormanlar, yeşiller, toplanma, dinlenme, birikme alanları oluşturulmalı. Yeni gereksinimler için dokular tahrip edilmemeli, yerine yeni oluşturulan imar alanlarıyla bu talepler karşılanmalı. Kent bellekleri yok edilmemeli, izler silinmemeli, kimlikler ortadan kaldırılmamalı, kentlerin siluetleri yok edilmemeli.
 
Litvanya’nın başkenti Vilnius’da yapacağımız bir otel projesi; tarihi bir yapıya ek bir bloktan oluşuyordu. Kent başmimarıyla, proje sunumunda gerekçelerimizi ve projemizi anlattık. Kendisi oldukça yaşlı bir mimar idi, bize konuyu inceleyeceğini bir gün sonra gelmemizi söyledi. Bir sonraki gün görüşmeye gittiğimizde kentin çeşitli tepelerinde fotoğraflar, eskizler, grafikler, analizle bizi karşıladı ve araştırmalar sonucu çevre, kent, siluet açısından sakıncası olmadığı bu projeyi yapabileceğimizi söyledi.
 
Ülkemizde birçok kentte bu etkenler projelerde hiç tartışılmıyor. İstanbul’da yeni yeni oluşan siluet etkileri ise incelemelere rağmen sürece hiçbir etkisi olmuyor. Türkiye’de mimarların bir bölümünün her türlü olumsuzluklara karşın nitelikli projeler ürettiğini düşünüyorum. Ancak Türkiye’de planlama sorunu var. Başarılı mimarlarımızın bir araya gelerek oluşturdukları projeler bile piyasa etkisi, planlama kararları nedeniyle kent açısından başarısız projeler haline geliyor. Sadece ranta dayalı planlama boşluğunu ormanda, yaylada, kentte, köyde, kasaba, kıyıda kısaca her yerde görüyorum. Kişilere özel planlama kararları alınıyor. Ülkemizin planlama birikimlerine rağmen, her yerde plansızlık geçerli.
 

6- Yurtdışında pek çok projeye imza atmış bir mimarsınız. Kent dokusunun oluşturulması ve korunması açısından Türkiye’deki durumu değerlendirir misiniz? Mimarların ve inşaat sektörü profesyonellerinin sorumluluğunu nasıl tanımlamak gerekir?
 
Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi dokular olduğu gibi korunmalı hatta kötüleşen dokular özgün hale dönüştürülmeli. Bunun için; koruma kararlarının kaldırılması yerine koruma kararları genişletilmeli, profesyoneller kadar kentliler de bu konuyu desteklemeli. Gezi’nin direnişi kentlilerin kentine sahip çıkması, kendine sahip çıkması açısından umut verici. Kentliler gibi tüm profesyoneller de bu sürece katılmalı, sıkıntıları olsa da ‘direnmeli’. Yeni oluşturulacak dokuların da kimlikli olması gerekir ki kimliklerden, topoğrafyadan, insandan uzak yapay çevreler oluşmasın.

7- Kentsel dönüşüm dünyanın her yerinde farklı proje ve yaklaşımlarla uygulanıyor. Son yıllarda hızla artan bu projeler hakkında ne düşünüyorsunuz? En başarılı bulduğunuz örnekleri bizimle paylaşır mısınız?
 
Türkiye’de kentsel dönüşüm olduğuna inanmıyorum, başlagıçtaki bazı güzel örnekler dışında olumlu örnekleri saymak zor. Dönüşüm; niteliksiz, sağlıklı, tehlikeli yapı stoğu açısından müthiş bir fırsat ve araç.
 
Ancak ülkemizde bu fırsat rant açısından değeri yüksek alanlarda uygulanıyor. Bu müthiş fırsat şu an bir tehlike. Rant uğruna nitelikli dokuları (ya da bu potansiyeli barındıran dokuları) yok edebilecek bir tehlike.

8- Astana Kentsel Tasarım ve Toplu Konut projenizi anlatır mısınız?
 
Almata kentinin doğu yönünde Bişkek’e giden ana yolun kenarında yer alan 44 hektarlık bir alanda yapılan bu tasarım tüm donatılarıyla birlikte adeta bir kenttir. Daha düşük yoğunlukta başladığım bu projede 7000 konuttan oluşan bir toplu konut ön görülmüştü. Konutlar 5 katlı ve 16-22 katlı olarak planlandı.
 
Konutlar için güneş analizleri yapıldı. En az birer oda kış ve yaz şartlarında en az 4 saat güneş alacak şekilde düzenlendi. Konutlar birbirine bakmıyor ve bir bloktan diğerinin görüş alanına girmiyor. Çocuklar için anaokulları ve bunların kapalı ve açık oyun alanları da düşünüldü. Kültür evleri düzenlenerek, kullanıcılara planlanan alanlarda bebek bakım alanları bile ayrıldı. İlk orta, lise eğitim ihtiyacını karşılayacak okul alanı da ayrıldı. Açık ve kapalı spor alanları, gezi yolları ve peyzaj alanları oluşturuldu. Doğu yönünde mevcut derenin ıslah edilerek yanındaki alanlarda peyzajla zenginleştirilerek rekreasyon alanları, açık ve kapalı pazar alanları bu bölümde düşünüldü.
 
Gölge analizleri de yapılarak yapıların birbirine gölge atmaması sağlandı. Planlama alanının ana yol tarafında düşünülen iki adet alışveriş merkezi bu bölgeye hizmet vereceği gibi kente de hizmet verecek. Her türlü altyapı öngörülerek merkezi ısıtma suyu gibi sistemler de planlandı. Deprem analizleri dikkate alınarak, yıkım anında yapıların birbirlerini etkilemeyecek şekilde yerleşimler yapıldı.

9- Son dönem projelerinizden ve hedeflerinizi öğrenebilir miyiz?
 
Ankara batı koridorunda adeta bir Sakarya Sokağı olacak açık bir çarşı ve konut/ofisten oluşan karma kullanımlı bir tasarım, butik bir otel, 200 odalı bir otel ayrıca konut projeleri, İstanbul’da bir ofis projesi gene İstanbul’da bir otel konsept çalışması yapmaktayız. Hedefimiz uluslararası alanda, Türkiye’de bilinen yapı işlevlerinden farklı projelerde tasarım yapmak, uluslararası yarışmalara katılarak bu şansı arttırmak.

10- Son olarak, kariyerini şekillendirme aşamasında olan mimarlara başarılı olmaları için neler tavsiye edersiniz?
 
Öncelikle meslektaşlarımızın araştırıcı, sorgulayıcı olarak mesleği hem ülkemizde hemde uluslararası alanlarda izlemek, iyi bir okuyucu, dinleyici, izleyici olarak okuldaki eğitimle yetinmeyip, olanak bulunursa seminerlere, fuarlara, mimarlık pazarlarına katılmaları, mimarlık ofislerinde, yarışmalarda meslek pratiğini, birikimlerini geliştirerek taklitçi, kolay ekonomik getirilere kapılmadan direnerek mesleklerini yapabilmeleri.